Pastırmalı Yumurta
30 Temmuz 2010 | Kategori: Kahvaltı ve Brunch

Sabahları suratsız kalkan insanlardanım. Mümkünse kimse benimle konuşmasın, hele hele soru hiç sormasın. Belki de bu yüzden, kahvaltıyla aram hiçbir zaman iyi olmadı.
Çok zaman önce, hala bir “iş”te çalışırken, daha yüzümü bile yıkamadan kahve makinesine doğru sürünerek gider, suyunu kahvesini ayarladıktan sonra o damlarken duşumu alır, damlaması bittiğinde giyinmiş olur, hemen bir termosa doldurup ofisin yolunu tutardım.
Öte yandan, kahvaltı adı altında yenen her şeyi de çok severim. O yüzden yıllar boyu kahvaltılarımı gece yarısı yaptım. Birazdan anlatacaklarım kimseye örnek olmasın, aman. Gerçi annemin de bilgisayar alıp buraya dadanması an meselesi, ama o henüz bilgisayarını çözemeden bu yazının arşive gömülme olasılığı bir hayli yüksek. Ve sayfanın altındaki ilerleme butonlarını da daha birkaç ay çözemeyeceğini umuyorum. Dolayısıyla akıllara ziyan gece yarısı rutinimi hayatımın geri kalan her gününde kafama kakacak biri olmadan rahatlıkla anlatabilirim.
[Yazının devamını okumak için tıklayın →]
Yoğurtlu Semizotu Salatası
20 Temmuz 2010 | Kategori: Salata

Büyüdüğüm zaman semizotunu seveceğimi söyleselerdi asla inanmazdım. Çok emin değilim, ama sanki annem hep tencere yemeği olarak pişirirdi semizotunu. Neyse ki annem ve babam yemek sofrasında hiçbir zaman zorlayıcı olmadılar. Sevmiyorsan yeme; bu kadar basit. Tabii bunda çok fazla yemek seçen bir çocuk olmamamın da rolü vardır. Şimdi düşününce, çocukken semizotundan başka sevmediğim bir şey var mıydı diye, aklıma gerçekten de bir şey gelmiyor. Bakla! Evet, nasıl unuturum, bakla tabii. Bir de dereotu. Ama o kadar.
Semizotuyla yıldızımız babamın yazlıktaki bahçemizden toplayıp getirdikleri sayesinde barıştı. Ufacık yapraklı, neredeyse maydonoz kadar da ince saplı. Ortasından esnetince yamulan değil, kırılan.
[Yazının devamını okumak için tıklayın →]









