Marché aux Puces St-Ouen de Clignancourt – Paris Bit Pazarları
04 Şubat 2010 | Kategori: Gezi ve Seyahat

Paris bit pazarlarına kaldığım yerden devam ediyorum. En başına dönelim. O günün sabahına.
Paris‘e beş günün yetmeyeceğini anlayınca tatili bir haftaya uzattık. Bir haftanın da yetmeyeceğini anlayınca da on güne mi uzatsak dedik ama pasaportlardaki vize bitiş tarihlerine bakınca mümkün olmadığını gördük. Durum böyle olunca da bit pazarlarını yaya yaya gezmek yerine aynı güne sıkıştırmaya karar verdik. Aynı gün iki bit pazarı dolaşmak demek de rahat rahat kahvaltı etmeden dışarı adım atmak demekti. Ama Paris’e gelmişiz. “Okurlarıma asla yolda sandviç alıp mideye indirdik diyemem, skandal olur!” diye diretip bir gün öncesinden alışveriş yaptım.

Poilâne ekmek, kocaman bir dilim Comte peyniri (3 yıllık) ve San Francisco’da yediklerimden sonra beni çok büyük hayal kırıklığına uğratan iki adet hurma.

Onlara ek olarak, miniminnacık bir paket Nutella (kahvaltıyı hazırlayanın dişinin kovuğunu bile doldurmayan minik ödülü) ve geceden dışarıya çıkartıp yumuşamaya bıraktığım tuzlu tereyağı. Şaka maka, Paris’te yediğimiz en güzel kahvaltı oldu.
Sonrasını biliyorsunuz. Vurduk kendimizi yollara, pardon metroya, ver elini Puces de Vanves. Yola çıkmadan önce, bu bit pazarlarının biri şehrin güney ucunda, diğeri de kuzey ucunda, nasıl gidilir, nasıl dönülür, her şey aynı güne nasıl sığar diye endişe etmiştik ama boşunaymış. Puces de Vanves ve Puces St-Ouen de Clignancourt arası, şehrin ayrı uçlarında olmalarına rağmen, metroyla 15 dakika. Haydi bilemedin 20. Bazı günler Etiler’den Kanyon’a bir buçuk saatte gittiğim düşünülürse oldukça şaşırtıcı.
Neyse, indik metrodan, ufak bir yürüyüşün sonrasında Puces St-Ouen de Clignancourt’a geldik. Öncelikle buraya “bit pazarı” demek, Kapalıçarşı’ya bit pazarı demek kadar saçma. Başlı başına bir şehir. Ayrı bölgelere ayrılmış. Hepsi ayrı tip mallar konusunda uzmanlaşmış. Bölgelerin dışındaki yürüyüş yolundaki dükkanlar ise her telden çalıyor. Araştırmalarıma göre, benim ilgi alanlarıma en çok hitap eden Vernaison çarşısı.

Chanel marka kayak takımı bile bulabileceğiniz, 70.000 metrekareye yayılmış, 15 ayrı çarşıdan oluşan bu “bit pazarını” her hafta 120,000 ila 180,000 kişi geziyormuş.
Bundan 200 yıl önce, ayın belirmesiyle ortaya çıkan sokak “balıkçıları” gece boyu Paris’in çöplerini karıştırıp satılabilecek malları ayıklarlarmış. Önceleri Paris’in içinde tezgah açan ay balıkçıları, tezgahlarına musallat olan hırsızlardan usanınca şehrin dışına doğru kaymaya başlamışlar. Vanves ve Clignancourt da satıcıların göç ettiği yerlerden ikisi. Daha sonra Saint Ouen şehri akıllılık edip satıcıları barındırmak için yollarını adam edip düzeltince satıcıların çoğu da orayı merkezleri bellemişler.

Belli ki o zamanın zenginlerinden olan Monsieur Romain Vernaison, kendi sahip olduğu arazideki yerleri klübeye çevirmiş ve Marché Vernaison çarşısı doğmuş. Ardından Arnavut Prensi olduğu rivayet edilen Malik adındaki biri büyük bir restoranı satın alıp bugünkü Malik çarşısına çevirmiş. Böyle böyle, Puces de St Ouen Clignancourt şimdiki haline gelmiş.
Bit pazarındaki çarşıların çoğunu birbirine bağlayan ana caddenin adı rue des Rosiers.
Bütün çarşıları bir günde gezemediğim için tek tek hangi çarşıda nereye gideceğinizi tavsiye etmem imkansız ama çoğunluğun hemfikir olduğu şey, işe Vernaison’dan başlamak. Boncuktan mobilyaya, tekstil ürünlerinden resimlere, antika oyuncaklardan çocuk kitaplarına kadar envaiçeşit mal var.

Diğer marketlerde ağırlıklı olarak Art Deco mobilyalar satılıyor. Marketler arası yürürken yola dağılmış dükkanların çoğunda da üst üste yığılmış gümüş çatal bıçaklar, belli ki eski cafe ve restoranlardan çıkmış kocaman masalar, sandalyeler, antika kuş kafesleri… Pahalı bir yer demek bana göre yanlış. Satılan şeyler evet pahalı ama çok daha hesaplı olduğu iddia edilen Puces de Vanves‘da sorduğum muadil mallar burdakilerle hemen hemen aynı fiyatlardaydı. Burada daha pahalı mallar satılıyor demek daha doğru olur.
Makul fiyata mallar bulmak da zor değil. Mesela, büyük hayranı ve toplayıcısı olduğum Villeroy & Boch’un, Naif serisine ait kapaklı yuvarlak bir kutusunu 6 Euro’ya aldım. Pırıl pırıl. Altın değerindeki karamellerimi koruyor.

Daha doğrusu koruyordu.
Marché aux Puces St-Ouen de Clignancourt’da biraz daha dolanmak isterseniz alttaki fotoğraf galerisinde 21 tane daha fotoğraf var. İyi seyirler.
Not: Galeride fotoğrafların altındaki mavi oklara basarak ilerleyebilirsiniz. Oklara bastıktan sonra biraz sabrederseniz sayfa otomatik olarak diğer fotoğrafın başına kendi kendine gelecek ve altlara doğru kendiniz inmek zorunda kalmayacaksınız.
Marché aux Puces de St-Ouen, Porte de Clignancourt
140 rue des Rosiers, 93400 SAINT-OUEN
Metro: Porte de Clignancourt
Cumartesi: 09:0 – 18:00
Pazar: 10:00 – 18:00
Pazartesi: 11:00 – 17:00
RSS ile üyelik Takip et Yeni Fotoğraf Bloguma uğradın mı?
Yorumlar
Kendi yorumunuzu bırakınız













laplau dikkatimi çekiyor demiştim. bende ingiltere.den topluyorum fırsat buldukça. gezi çok hoş. gidesim geldi…..
portakallı tarifi unutmadık, bekliyoruz…
Anlaşıldı bizi bu kış Paris’le besleyeceksin:)Vize olayı çok can sıkıcı birde insanın böyle tabak çanak, her türlü alet edevatın arasına karışıp da beğendiği halde, bazı şeyleri uzun yol ve valize sığdıramama endişesiyle gözü arkada bırakması…
Bu arada yarın dünya nutella günüymüş:) fotoğrafta görünce hemen aklıma geldi, paylaşayım istedim. http://www.nutelladay.com/
10. ve 13. fotoğrafları çok sevdim. Ve tabii kafesleri
Ne kadar da zarifler… Esaret mevkii değillermiş gibi! Ben de -müstakbel- evime alacağım -müstakbel- kuşuma o tür bir kafes istiyorum
Bu arada antika kitap/dergi/fotoğraf makinesi bölümünü not ettim kenara. Gittiğimizde, mutlaka gidilecek yerlerden biri oldu
Oytun – Evet, Paris yazıları bitmek bilmeyecek. Döner dönmez bir haftada toparlayıp ardı ardına yayınlarım diyordum ama o kadar çok fotoğraf çekmişim ki ayıklaması, yazıya hazırlaması derken bölmek zorunda kaldım. 2010 biter, bu yazılar bitmez. Link için de teşekkürler! Haberim var. Hatta gün adına düzenlenen basın bülteni için benden de bir cümle istediler. Yalnız güne özel bir şey yapamadım. Fiyasko!
Banu – Bir koşu gidip alın diyeceğim ama on günlük vizenin dokümanlarını toparlamak bile birkaç gün gerektirdiği için diyemiyorum.
Evet Cenk, o işler hayli zaman alıyormuş; yakın zamanda Belçika’ya gitti bir yakınımız. (Ki kendisi önemli bir gazetenin arşiv şefi) Gel gör ki canından bezdirmişler kadıncağızı bir yığın evrak getir/götürüyle
O yüzden, daha geniş zaman sahibi olana kadar şimdilik cesaretimiz yok gibi… Gerçi sanırım bir sebepten dolayı Fransa vizesi almamız çok da zorlayıcı olmayacaktır.
))) (Pişkinliğin böylesi işteee!)
Ama olsun…
Ben, senin gezilecek yerler notlarından, seyahate çıkmadan önce “istifade” edeceğimi biliyorum ya, içim rahat
Merhaba Cenk,
Ben ve erkek arkadaşım bu Perşembe bir klişeyi gerçekleştirmek için Sevgililer Günü’nde Paris’e gidiyoruz
Bizim de sadece 5 günümüz olduğu için ikimize de nefes aldırmayacak bir program hazırladım.
Yakın zamanda Paris’te bulunmuş birisi olarak senden, kahvaltı için bir cafe önerisi ve tatlı yemek için bir pastane önerisi alabilirsem çok mutlu olurum! Şimdiden teşekkürler…
Gizem – Kahvaltı olarak biz otele yakın yerleri seçtik, dolayısıyla şuranın kahvaltısı harikadır diyemiyorum. İyisini de gördük, kötüsünü de. Pastane olarak oturarak yemek isterseniz ve sıra beklemekten rahatsız olmazsanız Laduree veya Mariage Freres, alıp parkta yemekten rahatsız olmayacaksanız da mutlaka Pierre Herme veya Sadaharu Aoki. İyi tatiller!
Önerilerin için çok teşekkürler! Sen tavsiye ediyorsan sıra beklemeye değer diye düşünüyorum
Bu arada geçen haftasonu çikolatalı kekini denedim, gerçekten yanında uyunacak kadar güzeldi! Yeni tariflerini ve Paris ile ilgili yazılarını heyecanla bekliyorum…
Sevgiler…
Gizem – Ben sıra beklemeye tahammül edemediğim için Laduree’ye girmemle çıkmam bir oldu, ama test edip onaylamama gerçekten de gerek olmayan bir yer.
Mart ayında bende gitmeyi planlıyorum, tek gideceğim için tedirgindim aslında karar verememiştim, yemek olayında da böyleydi başta, deneye deneye alıştım sayende. Şimdi gezi notlarında beni cesaretlendirdi. Uçak biletimi almalıyım sanırım.
Merhaba Cenk…senin tarifini uyguladim ve kurabiyelerin mutfagimdan sag saglim ciktilar,tadi hari ama görüntü seninki kadar olmadi maalesef…tesekkürler paylasimin icin…
Merhaba Cenk Bey,
Bende haftaya Paris’e gidiyorum 6 gunlugune. Sizin sayenizde L’etoile d’or u ogrendim ve bir karamel manyagi olarak gitmek icin sabirsizlaniyorum! Baska nereye gitmemizi onerirsiniz? Bana kisa liste halinde yazip yollarsaniz cooook memnum olurum! Cok tesekkurler!!
Iste burasi
…
3 sene olmustur belki. Blogunda bit pazarlarindan toplama harika bir sofra gormustum. Hemen bu bit pazarlardan bir toplama yapmistim Paris`te, “Cenk sofrasi” diye
Belirli sureler Fransa`da yasamak zorunda olunca mecburen bulunuyor bir sekilde. Paris bitmiyor bir turlu, daha uzun kalsan da bitiremezdin. En guzeli turist olmak zaten, yasasan bu kadar sever misin bilmiyorum
Senin de burayi kesfetmene cook sevindim : )
Zeynep – Henüz bütün listeyi blogda paylaşamadım. Uzun uzun anlatmak istiyorum. Sürpriz bozulmasın diye email atıyorum. İyi tatiller.
Merhaba Cenk;
Listeyi bana da mail atarsan çok sevinirim. Şimdiden çok teşekkürler.
Bilge – Yolladım.
Merhaba,
Oğlum ve eşimle Nisan ayında Paris e gideceğim. Oğlum ekler çok sever , önereceğiniz pastane var mı? Öğlenleri ne yiyelim? Önerilerinizi bekliyorum.
Saygılarımla,
Ayşe
Ayşe Hanım – Tatlı, pasta, çikolata için gidilecek yerler: Pierre Herme, Sadaharu Aoki (vakit dar olduğu için birçok dükkanın mallarının bir araya geldiği Lafayette Gourmet’ye gitmek çok akıllıca olacaktır, Sadaharu orada da var), Maison du Chocolat, Fouquet, Ladurée. Memnun kaldığım restoranlar: Chez Dumonet, L’Avenue, Maison de la Truffe. Bol eğlenceler.