Yukarıdaki kruvasandan bir ısırık alıp arkama yaslandıktan sonra aklımdan şunu geçirdim: Keşke her şehirde bir Tartine Bakery olsa.
Bencilce ama çok daha mantıklısı da şu: Keşke gitme ihtimalim olan her şehirde bir Tartine olsa. Nereye gidersem gideyim, acıkıp da kafamı çevirdiğimde karşımda bir Tartine görsem. Her kaldığım otelin dibinde bir Tartine olsa, uyanır uyanmaz orada kahvaltı etsem. Her oturduğum evin sokağında bir Tartine olsa, her akşam üstü eve ekşi mayalı bir ekmekle dönsem.
Tabii bütün bunların mümkün olabilmesi için her şehre bir de Chad Robertson lazım.
Böyle hissedeceğimi adım gibi bildiğim için San Francisco‘da otel aramaya Tartine Bakery’nin bulunduğu Mission bölgesinden başladım. Orada yaşarken kırk yılda bir uğradığım Mission ve civarı, seneler içinde büyük bir değişime uğradı. Maalesef değişmeyen bir yanı, kalmaya pek cesaret edilemeyecek otelleri. En temiz görünen, Tartine ve civarında gitmek istediğim her yere de 5 dakika yürüme mesafesinde olan birini araştırıyordum ki sahibi esrar yetiştiricisi çıktı. Sırf yetiştirici değil, esrarın yasallaştırılması konusunda en çok çaba sarf eden aktivistlerden de biriymiş. Her güne Tartine Bakery’nin kruvasanıyla uyanmak çok isterdim ama adam bahçesinde esrar yetiştirdiği için otel ara sıra polis baskınına maruz kalıyormuş. Otel de tam fotoğraflıktı ama risk almak istemedim. Her sabah otobüse atlayıp Tartine’de kahvaltı etmek mümkün olmadığı için de sadece bir kez uğrayabildim. Çok vahim, biliyorum ama 12 gün gerçekten de çok çabuk geçiyor.






