Julia Child: Komik, titrek sesli, dağ gibi bir kadın
04 Eylül 2009 | Kategori: Et Yemekleri

Yıl 1948. 2. Dünya Savaşı sırasında, Amerika’nın Sri Lanka’daki istihbarat üssünde tanıştığı kocasıyla kendini bir anda Paris’te buluyor. O yıllarda Martha Stewart daha New Jersey yaylalarında uçurtma uçuruyor.
Hayatında hiç yemek yapmamış olan 36 yaşındaki bu kadın, sadece kocasını doyurmak amacıyla, dünyanın en önemli yemek okulu Le Cordon Bleu’ye başvuruyor. Ev kadınları için üstünkörü hazırlanmış olan kursa kaydolmayı reddedip, daha zorlu bir programda yer alabilmek için, okulun bodrum katındaki askerlerin eğitildiği sınıfa yazılıyor. 1.88 metre boyuyla hayatında ilk defa göze batmıyor.
Hollandaise ve Bearnaise sosları arasındaki farkı bilmemenin ayıp olduğu bir ülkede inat ediyor ve diplomasını alıyor. İlk kitabını yazması mükemmeliyetçiliği yüzünden 10 senesini alıyor. 785 sayfayı bulan bu ansiklopediyi önce hiçbir yayınevi kabul etmiyor. Ancak, bir yumurta tarifini geliştirirken bile bir orduya yetecek kadar yumurta harcanmış olan bu cevheri sonunda birileri keşfediyor ve işte o kitap bugün 40. yılını kutluyor. Kitabını takiben televizyonlarda bilinen ilk yemek programını hazırlayıp, o güne kadar karınlarını donmuş gıdalar ve tatsız güveçlerle doyurmuş Amerikan halkının gözlerini daha lezzetli bir dünyaya açıyor.
Bu şarap düşkünü, enerji dolu, komik, sabit fikirli, kalın titrek sesli, dağ gibi kadının adı Julia Child ve ben onu çok seviyorum.
Fransa’da yaşadığı yılların anlatıldığı kitap için verdiği röportajda, 90 yaşında olmasına rağmen, 50 küsür sene önce Paris’e adım attığı gün yediği ilk yemeği en ince detayına kadar hatırlayan bir kadın.
Julia Child’ı bu kadar sevmemin sebebi sadece bu inanılmaz hafızası değil. Beni en çok etkileyen özellikleri inatçılığı, bilgiyi cömertçe paylaşması, yanlış yaptığında asla özür dilememesi ve ağzından düşürmediği “Ben yapabiliyorsam, siz de yapabilirsiniz.” cümlesi.
Onun hayatını ve bana bulaştırdığı yemek sevgisini 4000 vuruşa sığdırabilmem mümkün değil. Ama en azından “The French Chef” adlı televizyon programının ilk bölümünde büyük bir heyecanla anlattığı Beouf Bourguignon (böf burgunyon) tarifini sizinle paylaşabilirim.
Tarif zahmetli görünse de unutmayın, yarın Pazar. Havalar da soğuk. Alışverişinizi bugünden yapın, yarın da koyun tencereyi fırına, siz gazetenizi okurken bu soğuklarda ilaç gibi gelecek bu yemek de pişsin dursun bir kenarda. Şimdiden afiyet olsun.
NOT (04/09/2009) : Biliyorum, yarın Pazar değil. Havalar çok soğuk da değil. Ama yukarıdakiler de yazım hataları değil.
İşin aslı, bu yazıyı yazalı neredeyse 2 sene oldu. Her şey Nur Çintay’ın Radikal’deki köşesinden duyurduğu iş ilanıyla başladı. Aynen şöyle diyordu: “Bu bir ilandır. Radikal Cumartesi’de beraber çalışacağımız, hayır arkadaşlar filan değil, resmen köleler arıyoruz.”
Elbette ki okur okumaz başvurdum.
Birincisi, benden daha iyi köle bulunmaz. Eğer yapacağım işi seviyorsam sırtımı sıvazlamanıza, çok paralar vermenize ya da en ufağından bir takdire bile ihtiyacım yoktur. Kötü davranabilir, hatta ne kadar iyi iş çıkartırsam çıkartayım bir güzel sözü bile çok görebilirsiniz. Artık ufaklığımda yaşadığım bir travma mı beni böyle umursamaz yaptı yoksa delilerle çalışa çalışa mı vurdumduymaz oldum, orasını bilemiyorum.
İkincisi, her ne kadar artık internet ile basılı bir gazeteden insanlara seslenmenin arasındaki fark giderek azalsa da, yazdıklarımı ve çektiğim fotoğrafları ellerimle dokunduğum bir kağıt üzerinde görmek bana hala büyülü bir olay gibi geliyor.
Üçüncüsü, ben çok sıkı bir Perihan Mağden hayranıyım. Zaten bu iş ilanını görünce de aklıma ilk gelen neler yazsam, nasıl fotoğraflasam değil, “Acaba bana ayıracakları sayfa Perihan Mağden’e yakın olur mu?”, “Olmasa bile sayfayı çevirince yazılarımız öpüşür mü?” gibi arkadaşlarımın Nur Hanım’a sormamam gerektiğini sıkı sıkı tembih ettikleri sorulardı.
Dördüncüsü, ben bir Radikal hayranıyım. Sanırım ülkemizde yemekle alakalı olan sayfalarına “margarin” ve “vanilin” kelimeleri bulaşmamış tek gazete… Yani, en azından ben kölelik başvurumu yaptığımda öyleydi. Emin olmak için cümle biter bitmez arşivlerini taradım da… Margarinli bir tarif çıktı karşıma. En azından sadece bir adet tarifin araya karışmış olması bile sevindirici. Bu size bir gazeteyi sevmek için ölçü gibi gelmeyebilir, ama benim için büyük önem taşıyor.

Uzun lafın kısası, bu iş ilanı için uygun bir aday olduğuma kanaat getirip başvurdum. Nur Hanım da aynı şeyi düşünmüş olacak ki tamam dedi. Sonra her köleyi olduğu gibi beni de bir telaş aldı. İlk yazı hangi konuda olmalıydı? Yapılacak binlerce şey arasından hangisi ilk olmayı hak ediyordu?
Hadi hak etti, mevsimi miydi? Havaların buz gibi olduğu günlerdi ve dolayısıyla benim aklımda hep uzun süre pişmiş et yemekleri vardı. Bir yandan da bana yemek konusunda ilham vermiş olan birinden de bahsetmek istiyordum. Dolayısıyla Julia Child ve efsaneleşmiş Boeuf Bourguignon tarifi biçilmiş kaftandı.

(Julia Child ve mutfağı… Fotoğraf Arnold Newman‘a aittir.)
Tarifle ilgili denemeleri kısa zamanda bitirdim. Servis yapılacak tabak zaten belliydi: Anneannemden kalma, çok eski, bir yanı çatlak, siyah beyaz bir servis tabağı. Sanki Julia Child’ın programlarından zamanımıza ışınlanmış gibi… Şimdi bakınca niye bu kadar steril bir fotoğraf çekmişim ki, hiç iştah açıcı değil, etler de kupkuru görünüyor diyorum ama zamanında saatlerce uğraşmıştım. Saatlerce uğraşıldığını çaktırmamayı becerememişim.
Tabii o aşamaya gelene kadar Nur Hanım’la fikir alışverişinde bulunduk, Julia Child fikrine sıcak baktı, dört bin vuruşluk yer ayırdı…
Derken Radikal’in tabloid projesinin rafa kalktığı haberi geldi.
Ben önce kendi kendime dedim ki bunlar tam köle arıyor, dolayısıyla bu da bir sabır testi, sus otur, kim bu zulme en çok dayanırsa işi ona verecekler. Bir de üstüne üstlük Nur Hanım çok ince bir email yazmış, teşekkür etmiş. Alışık değilim, iyice şüphelendim.
Haftalar geçti, havalar ısındı, o sırada araya bir de Radikal röportajı girdi. Ama yazı için hala ses yok. Röportajın ardından bir kutu Korova Kurabiyesi hazırladım, paketledim, teşekkür etmek için gönderdim… Bu arada ben hala “Cenk, tamam, bunlar şakaydı, tabloidi çıkartıyoruz. Vay be, ne sabır varmış sende de, şimdi gerçekten hak ettin” demelerini bekliyorum. Ama öyle olmadı. Tabloid gerçekten de rafa kalkmış.
Zaten bir kutu Korova Kurabiyesi de Nur Hanım’ı ikna edemediyse başka hiçbir şey ikna edemez deyip aklımda bu işe son noktayı koydum.
Dün fotoğraf arşivimi düzenlerken de bu fotoğrafa denk gelince, bir gün bile daha beklemek istemedim.
Zaten havalar da yavaştan soğumaya başladı. Afiyet olsun.
Boeuf Bourguignon
Dört kişilik
Tarif Julia Child’ın “Mastering the Art of French Cooking, Volume One (1)” adlı kitabından uyarlanmıştır.
Malzemeler
- 1 kilo yağsız iri dana kuşbaşı
- 150 gram füme dana döş (bacon)
- 3 çorba kaşığı zeytinyağı
- 1 adet kuru soğan
- 1 adet havuç
- 2 çorba kaşığı un
- 3.5 su bardağı et suyu
- 2 su bardağı kırmızı şarap (tercihen Pinot Noir)
- 1 çorba kaşığı domates salçası
- Üçer dal taze kekik, adaçayı ve biberiye
- 2 adet defne yaprağı
- 3 diş sarımsak
- 350 gram arpacık soğan
- 350 gram mantar
- 2 çorba kaşığı tereyağı
- tuz ve karabiber
Yapılışı
- Fırınınızı önceden 225 derecede ısıtın.
- Büyük boy bir tencerede (tercihen fırına girebilen içi emaye kaplı dökme demir) iri küpler halinde doğradığınız füme dana döş parçalarını, 3 çorba kaşığı zeytinyağı ekleyerek, kahverengileşene kadar yaklaşık on dakika boyunca orta ateşte kızartın. Döş parçalarını ayrı bir tabağa alın.
- Tencereye bıraktığı yağda kağıt havluyla iyice kuruladığınız kuşbaşı et parçalarını üç ayrı seferde, her seferde yaklaşık yedi dakika boyunca, her tarafı kahverengileşene kadar soteleyin. Etleri ayrı bir kaba alın.
- Tenceredeki yağda irice doğradığınız kuru soğan ve havucu kavurun. Kuşbaşı et ve dana döş parçalarını ekleyin, üzerine birer çorba kaşığı tuz ve karabiber ve 2 çorba kaşığı unu serpip karıştırın. Tencereyi üstü açık olarak fırına verip dört dakika pişirin. Fırından alıp karıştırın ve dört dakika daha fırında bekletin.
- Fırını 170 dereceye getirin. Tencereyi fırından çıkartıp orta ateşteki ocağın üzerine alın. 2 su bardağı kırmızı şarabı, 3 su bardağı et suyu, birbirine fırın ipiyle bağladığınız otları, ezilmiş sarımsakları ve salçayı ekleyip kaynama noktasına getirin. Kapağını kapatıp tencereyi fırının alt katına yerleştirin ve iki buçuk saat boyunca pişirmeye bırakın.
- Ufak bir tencerede arpacık soğanları üç dakika haşlayıp soğuk sudan geçirin ve soyun. Kök kısmına bıçağın ucuyla kesişen iki ufak çizik atın ve geniş bir tavada bir çorba kaşığı tereyağıyla beş dakika soteleyin. Soğanları ayrı bir kaba alıp aynı tavada 1 çorba kaşığı tereyağıyla mantarları bütün olarak suyunu bırakıp çekene kadar soteleyin. Tavaya soğanları ekleyip üzerine yarım bardak et suyu dökün. Orta ateşte soğanlarla mantarlar et suyunu çekip karamelize olana kadar yaklaşık yirmi dakika pişmeye bırakın.
- Etleriniz piştikten sonra, orta boy bir kabın üzerine oturttuğunuz süzgece tencerenin içindekileri dökün. Süzgecin içindeki kuşbaşı et parçalarını ve havuçları servis tabağınıza alın. Yemeğin süzülmüş suyunun yüzeyine çıkan yağı kaşık yardımıyla alıp geri kalan kısmını etlerin üzerine gezdirin. Mantarları ve arpacık soğanları ekleyip servis yapın.
- Yanında bol tuzlu suda haşlanmış Pappardelle makarna veya pirinç pilavı tavsiye ederim. Fırına girebilecek bir tencereniz yoksa derin bir güveç kabı da kullanabilirsiniz. Afiyet olsun.
RSS ile üyelik Takip et Yeni Fotoğraf Bloguma uğradın mı?
Yorumlar
Kendi yorumunuzu bırakınız













kızma ama bence hayırlısı olmuş gittikçe bizden uzaklaştırıyolar seni:) julia child ın yanlış yaptığında özür dilememesi de seni nasıl etkiler anlamadım ?!
cemre – Yanlış yaptığında özür dilememesi derken yemek programı sunarken yaptığı ufak tefek kazalardan bahsediyorum. Julia’nın ilk başlardaki yemek programları montajlı değil, o anda ne yapıyorsa o. Bazen bir şey yere düşüyor, bazen sosu karıştırırken üstü başı batıyor. Bu tip olaylarda bile işi şakaya vurması (seyirciden binbir kere özür dilemek yerine) benim çok hoşuma gidiyor. Sanırım daha doğru bir söylem gereksiz yere kibarlık yapmaması olabilir. Ve haklısın, böyle haftalık bir köşe olsaydı bloguma vakit ayırabilir miydim emin değilim
nasıl bir hışımla okuduysam yazıyı hemen başa dönümp tekrarladım. herşeyde bir hayır vardır bence.
julia child hayatı ve tarfileri beni de çok etkilemiştir julia efsane gibi… sevgiler
cenk ben kendisini tanımıyorum ilk defa senden duydum ama besbelli işin erbaplarından. beni kocasına yemek yapabilmek uğruna başladığı ve mükemmelliyetçiliği uğruna en zor seviyede erkeklerin içinde olmayı göze alması etkiledi. ne kadar zamanda başarı elde ettiği değil o kadar zamanda mutfakta ne kadar güzel anlar yaşadığı daha önemli. kendisinin elleri kocasının midesini doldururken yorulmamıştır eminim hiç. çok sevgi dolu… ha tabi sen ve senin şu değişik ince fikirlerin. yahu şaşırıyorum sana o tabağa koyup fotoğraflaman çok hoş gerçekten o günlerden fırlayıp gelmiş gibi. düşünemezdim. çok yaratıcısın. başarılar
Selam,
Julia Child gibi acaba senın mutfagında boyle mı sankı mutfak degıl tamırhane gıbı duruyor, cok eglencelı,
yemek yemek yemek yapmak butunde bır sanat.
sen ve senınle gelenlerın hepsı bu sanata iştirak edıyorlar.
guzel bır seruven yasanmıs ve herseyde bır hayır vardır
Kımbılır, Belkı de Perıhan Mağden senın sessız okuyucundur.
Ellerinize sağlık… Mutlu Haftasonları.
Narsu
bu tabaktan bizde de var:) yeşil ve yuvarlak olanı:)
çok beğendim bu yazıyı.
sevgiler:)
julia başarmayı istemiş.ve uğraşmış…gazetede ki ilanda aranılan kişinin sen olduğunu düşünmen,kendini çok iyi tanımış olduğunu gösteriyor…ama tabloidin yayınlanmaması üzücü…iyi ki olmamış yoksa uzun süredir takip ettiğim bu güzel site olmayabilirdi…
ratatouille filmindeki m. gusto’nun ‘herkes yemek yapabilir’ repliğini julia hanımdan almışlar anlaşılan..kesin izlemişsindir. biz yunus’la (oğlum) izleyip izleyip kendimizi mutfağa atıyoruz..tavsiye ederim : )
sevgili cenk,
2009 yapımı “Julie&Julia” adlı film kendisi hakkında. geçen hafta bir film öncesi fragmanlarını görmüştüm. julia child’ı ise meryl streep canlandırmış. yalnız o bahsettiğin 1.88lik boy meselesini nasıl yansıttılar filme merak ettim şimdi. zira meryl streep kısa bir hatundur.
bende seni burada takip etmekten oldukça mutluyum:)
“Julie&Julia” filmini ben de merakla bekliyorum. Boy meselesine gelince, Meryl Streep’e önce tabii ki topuk giydirmişler, ayrıca yanındaki oyuncuları kısaca boylulardan seçmişler ve bütün seti (mutfak tezgahları, masa vs.) özel olarak normalden alçak inşa etmişler, böylece kendisi çok daha uzun durmuş.
béarnaise : )))
Çok güzel bir yazıymış..33 yaşında mutfağa ilgisioluşmuş ve 35 ten sonra mutfağa burnunu sokmuş biri olarak bende yapıyorsam artık, herkes haydi haydi yapar diyorum!
Gerçi ben hala yemekler konusunda iddialı değilim ama tatlılar konusunda hayli geliştirdim kendimi.Bir an Julia ile kendimi özdeşleştirdim
Sevgiler..
http://www.derininperievi.blogspot.com.
Hay Allah, neredeyse yazının sonuna kadar büyük bir umutla “nihayet başlıyorum gazeteye…” yazacaksınız diye bekledim. Üstelik 2 yıl öncesinden başlayan bir öykü okuduğumu da bilerek.
Ve sonunda biraz hayal kırıklığı yaşadım galiba. Üzüldüm aslında. Galiba yaşın da etkisi var; öyle elime alıp okuduğum gazeteyi bilgisayar ekranına tercih ediyorum. Kağıt kokusu, o sayfaların çevrilirken çıkardığı hışırtı, hani sevilen, beğenilen bir yazıyı kesip bir kitabın arasına koyuvermek… daha sıcak geliyor açıkcası. Bu arada Radikal hayranlığı da hoşuma gitti doğrusu
Neyse, gazete yazarlığı olmamış ama, yaptığı işi adam gibi – ya da köle gibi ama sevgiyle – yapıyor olmanın meyvasını yemektesiniz şimdi. Eh bizlerle de o lezzeti paylaşıyorsuz tabii, var olun.
Boeuf Bourguignon için bir şey diyemiyorum. Belli ki çok emek gerektiren, ama “ilk” olacak kadar da özel bir yemek. Bir gün cesaret eder miyim? Emin değilim
çok nefis bir görüntü…yalniz bana çok sulu gibi geldi sevgili cenk ? bu yemegi bazi pazar günleri yaparim, yaninada piriç pilavi, erkeklerim çok sever. arada sirada bir degisik usülünü yaparim, boeuf carottes, havuçlusu yani
))
fransa’dan sevgiler
rabis
Cenk merhaba,
Sen boşver julia ‘yayı gördüğüm yemek ,julianın görüntüsüne uygun
ben ruh güzelliğinden yanayım oda senin seçip uyguladığın cheesecakelerinde ve diğer çeşitlerinde var.Yola devam …………..
Biz sizi her mecrada takip ederiz. Selamlar.
aa ne kadar hoş bir yazı ,sevmek uygulamak ve paylaşmak dolu .
sizin için yazdım şimdi ;
hayatın şifresidir tutku
hırstan arınmış
sevgiyle sarılmış duygu
varsa kalpte tutku
kim bekler parayı pulu
kim arar takdiri kulu
cenk te çözmüş sifreyi
ne mutlu !
…
julia & julia ‘yı izlemeyi bende heyecanla bekliyorum .
1.88 ‘ lik boyu vurgulamak için mutfak tezgahını kısaltmış ,okuldaki aşcılarıda kısa boylu oyunculardan seçmişler .
sevgiler
edko ‘da yazmış hileleri şimdi farkettim
cenk yazılarını cok beyeniyorum her konuyu cok güzel toparlıyorsun duru ve akıcı birgun dilegin olacak inanıyorum
cenk selam
yine dort gozle beklediğim tariflerinden bi tanesi gorunce cok sevindim(her ne kadar peynirli kekini 4 kere yapsamda,et,balık tariflerinin azlıgından bu kategoriye yeni bir şey eklendiğinde çok mutlu oluyorum.)>Ellerine saglık cok guzel bir yemeğe benziyor yalnız bir kac sorum olacak 150 dana döş kullanmamızın amacı nedir ve kasaba bu şekilde soylesek anlarmı(yeni yeni t-bone etinin ne oldugunu anlamaya başladıklarını düşünürsek)
tşkler
Berk – Beğenmene sevindim. Öncelikle, bundan sonra et, tavuk ve balık yemeklerine daha sık yer veriyorum olacağım, haberin olsun
Dana döşe gelince… Bildiğimiz dana bacon. Kasaplarda ve marketlerin kasap reyonlarında dana döş olarak geçiyor. Genelde füme halde satıyorlar. Kullanmamızın amacı yemeğe tat katmak. Piştikten sonra karamelize olan yağ parçacıkları çok farklı bir lezzet katıyor, ama şart da değil tabii.
hem radikal hem margarin konusunda tamamen katiliyorum size.. Radikal 2′de gazetenin kalitesine yakistiramadigim yemek yazilarini epeydir okumuyorum
merhaba, julia child’ı senin anlatımınla ben de sevdim:) 40. yılını kutlayan kitabının Türkçesi var mı biliyor musun?
meyse – Türkçe çevirisinin olduğunu zannetmiyorum. En azından ben daha önce görmedim.
: D
Herşeyin hayırlısı olsun. Yemek herzamanki gibi on numara. Ellerine sağlık. Tabağa da ayrıyetten bittim!
Sevgiler,
o filmin adi julie and julia,gerci pek önemli degil ama serpil arkadas a belirtmek icin yazdim.
aa evet yanlış biliyormuşum
julie and julia
gerçi pek önemli değil ama filmin ismini yanlış yazanın ben olduğumu belirtmeliyim
Hakkınızı teslim etmek lazım : çok güzel yemekler, cheescakeler, biscottiler yapıyorsunuz, fotoğraflarınız da süper.. ama ben en çok tabaklarınızı beğeniyorum galiba
Hikaye çok iyiymiş, sabah sabah bu kadar felaket haberi okuyup işe başlamışken dur bakalım bloglarda ne var demişim iyi ki..
Çoğu insan senin kadar cesur değil.Şansını denemişsin hem en sevdiğin gazete de hemde perihan’ın yanında.Hiç beklemediğin anda karşına çıkacak,bunu hiç unutma…
Umut etmekten de asla vazgeçme…
Narsu – Keşke benim de mutfağım böyle olsaydı. Bence de çok eğlenceli. Bütün alet edavatı birlikte her an görüyor olmak nefis olurdu.
dlayra – Evet, Julie & Julia haberlerini ben de takip ediyorum. Boy konusundaki soruna cevaplar gelmiş bile.. Julia Child burada bitmez, yakındaki yazılarımda da değinmeyi planlıyorum, film hakkında da yapılan yorumları paylaşırım.
betül – Basılı gazetenin büyüsü ayrı. Tamamen size katılıyorum. Ama bloglardaki karşılıklı iletişimin samimiyetini de unutmamak lazım. Bugüne kadar hangi gazeteciye soru sorup bir saat sonra cevabını alabildik?
rabis – Çok sulu olmadı diye hatırlıyorum. Pekmez kıvamındaydı.
fer – Çok teşekkürler.
Burcu – Beklememeye başladım bakalım.
radikal deki işinin olmamasına sevindim buraya fazla zaman ayıramazsın diye ama aynı zamandada üzüldüm radikal gibi bir gazetede yazman gerçekten çok güzel olurdu …bende senin gibi Perihan Maden hayranıyım umarım seni takip ediyordur …şimdi birde senin sayende Julia Child hayranı oldum mutfağı hayal ötesi benim için kitabının türkeçeside olsaydı keşke:(
Merhaba Cenk;
Gecen gun bu yazini okudugumda simdiye kadar Julia Child’in hakkinda hicbirsey bilmedigimi farkedip Google’dan aradim ve hakkinda bilgi sahibi olunca’da gercektende kendisini daha cok merak ettim.Malum hayatim boyunca surekli isim geregi mutfakta geciren biri olarak merak etmemem mumkun degildi
2 gun once Londra’ya Julie&Julia’nin filmi gosterime girdi ve dun filme gidebilme sansina sahip oldum.Inanilmaz derecede film’i cok begendigimi ve ozellikle Merly Streep’i cok basarili buldugumu belirtmek istedim.Burada Julia Child hakkinda olumlu/olumsuz yorum yapan herkesin bu filme kesinlikle gitmesini siddetle tavsiye ediyorum.Tabii’ki Julia Child ise burada bitmez ve sabirsizlikla yazilarinizin/tariflerinizin devamini bekliyor olacagim
Sevgiler
Elif
Bu haftasonu eşime yaptım bu yemeği.Bir Fransız olarak hayatında yediği en güzel Boeuf Bourguignon olduğunu söyledi
Yemek konusunda kendime pek güvenmediğim için bunu beni sevdiğinden söyledi sanırım 
Çok mutlu oldum.Büyük bir teşekkürü hak ediyorsun.
Ufak bir yorum: Tercihen ikimizde acıyı sevmediğimiz için 1 kaşık karabiber koymaya elim varmadı,yarım kaşık koydum.Çok kritik bir karar olduğunu tadınca anladım ki tam ağız tadımıza göreydi.Hafif bir acılık ama tam kıvamında.
Sevgiler
Merhaba
Bence Radikal çok şey kaçırmış.. Ama burdaki yazıları ihmak edecekseniz iyi olmuş 
İlk defa sizi okuyorum
Sevgiler..
biraz geç oldu yazınızı görmem.ben de julia child’ı çok severim. bundan 3-4 sene kadar önce amcam anlatmıştı bana onu.yemek yapmayı çok sevdiğim için de hayran kalmıştım ona.dün akşam julie&julia filmini izledim ve fark ettim ki ona hayran olmakla en doğru kararı vermişim.filmi izlemediyseniz öneririm, julia’yı çok güzel anlatmışlar.tarif için de teşekkür ederim
ayrıca yazılarınız, konuya yaklaşım tarzınız çok güzel.yazmaya devam etmelisiniz…
Biraz once filmini seyrettim .
Seyrederken ,ne zaman ki beef bourgiognon yapmaya basladi
-aaa , ben bunu Cafe Fernando’nun blogunda okumustum , eminim ki o , dedim.
Film biter bitmez bloguna geldim ve evet , bingo !
Bu tarifi yapmayi planlarken cok karmasik bulmus ve vazgecmistim(daha dogrusu benim cooking level’i min cok ustunde bulmustum) Filmi seyrettikten sonra yapmaya karar verdim.
Tesekkurler bu guzel paylasim icin
sevgiler
julia child türk web sayfalarında olduğu gibi dünyanın birçok yerinde anılan bir kadın! bu onun tereddütsüz paylaşımlaından kaynaklanıyor. ondan öğrendiklerimiz için onu burda anmak hoş doğrusu. insan gerisinde bunca seveni ancak sevgiyle paylaştıklarıyla bırakabiliyor. sana da tüm paylaşımların için teşekkürler Cenk.. florida dan sevgiler..
merhaba,az önce meryl streep in julia child ı canlandırdığı julia and julie filmini izledim,arama motoruna julia childin ismini yazdığımda tanıdık bir blogla karşılaşınca ugramadan edemedim..yazı filmden sonra daha etkileyici geldi..bir gün belki herkes için geçerli..vazgeçme…
sonunda julia&julie yı izledim
)) bir an önce mutfağa girip tencere tavaya dokunmak zeytinyağını koklamak istiyorum
)) ondan önce julia yı biraz daha tanımak isterken siz çıktınız karşıma tabak o kadar da steril olmamış tam julia ve le cordon bleu diyorum ben
))) siteyi sonuna kadar inceleyeceğim
)
Bugün Julia&Julie yi izledim ama Julia nın niye tuhaf bir tepki verdiğini anlamadım Julie nin bloguna.Julia ile ilgili ilk hayalkırıklığım oldu.
bu yemeği denemek istiyorum ama kuşbaşı danayı 3 ayrı seferde 7 dakika boyunca kızatmayı anlamadım..nasıl yapıcaz ki bunu.??yani 3 ayrı sefer nasıl oluyor??
Evren – Julia’nın verdiği tepkiyi onun tarafından baktığınız zaman anlayacağınıza eminim. Julia Child canla başla çalışıp yemek yapmayı öğrenmiş, ardından da senelerce çalışıp ansiklopedi gibi bir kitap yazmış. Onun ardından dünyanın ilk yemek programı.. Kendini bu konuya adamış sonuçta. Julie’nin bloguna göz gezdirdin mi bilmiyorum ama Julia’nın bu kadar ciddiye aldığı bir konudaki küfürlü anlatımları ve lakayıt yaklaşımı verilen tepkiyi bir nebze olsun haklı kılıyor. 3 ayrı seferde pişirmenin sebebi de tencerenin kapasitesi. Etleri kızartırken tencereyi çok doldurmamak gerekiyor. Etler bir kerede kızartılmaya çalışılırsa tencerenin ısısı anında düşecektir ve etler sıcak tabana dokundukları anda mühürleneceklerine oluşan buhar sayesinde haşlanmaya başlayacaktır.
haklı olabilirsin ama Julie ona olan hayranlığını kendisine ne kadar minnettar olduğunu defalarca onu nerdeyse tanrılaştıracak kadar net ifade ediyor.ben julia nın daha olgun olmasını beklerdim.zamane gençliği deyip geçebilirdi.Bir insanın hayatında bu kadar hayranlık beslediği kaç kişi olabilirki??üstelik Julie sayesinde adını hayatında hiç duymayan insanlara duyurdu julia.Şu filmi izledikten sonra kitap satışlarında binlerce artış olduğuna iddaya girebilirim.ben amazondan istedim bile.Julianın bu kitabı yazmasındaki en büyük amacı amerikalılara yemek pişirmeyi öğretmekti.her güzelliğin çok çabuk tüketildiği zamanımızda yeni nesil amerikalılar Juliadan haberdar olduysa bu Julie sayesindedir.Ben juliayı senin sayende tanıdım ama Julie sayesinde sevdim.Filmin sonunda biraz bozuldum ama gene de onu seviyorummm.:))veeeee bu yemeği yarın deniyorum:)))))
Evren – Julia Child’ı savunmak elbette bana düşmemiş ama “Yeni nesil Amerikalılar Julia’dan haberdar olduysa bu Julie sayesindedir” çok yanlış bir cümle. Böyle bir durum yok. Julia Türkiye’de çok az tanınıyor olabilir ama Amerika’da yediden yetmişe herkesin tanıdığı bir ikondur. Zaten film sadece Julie’nin yazdığı kitap üzerine yapılmadı. Eğer filmi seyretmeden önce Julia Child’ın “My Life in France” adlı kitabını okusaydın (mutlaka almanı öneririm) eminim sen de film sonrası Amerika’da oluşan “keşke Julie’li bölümleri atsalardı da tüm film Julia’nın kitabından yapılsaydı” ortak görüşte birleşirdin. Şahsen ben Julie’nin hangi tarifleri nasıl yaptığından çok Julia’nın hayatını kesintisiz bir şekilde seyretmeyi tercih ederdim. Filmde kitabın ancak %20’sini görebildim.
o filmin adi julie and julia,gerci pek önemli degil ama serpil arkadas a belirtmek icin yazdim.
Amerika’da olusan ortak gorusu okumadim ama bence de filmde Julie kismi olmasaymis iyi olurmus.
Ama filmin sayesinde Julia Child’i bilmeyenlerin de ogrendigi bir gercek , mesela ben! Kitapligimda ne zamandir duran ‘Baking with Julia” nin Julia’sinin Julia Child oldugunu film sonrasi acaba diye kitaba bakinca cozdum mesela! Sonrasinda da baska bir kitabini bulup aldim hani yazmistim eski kitaplar satan bir yerden…
Bence de Julia’dan daha guzel yemek yapanlar var, daha guzel receteler var ama kisiliginden, hirsindan, caliskanliligindan etkilenmemek mumkun degil.
Benim bu yil icin planlarimda onun kitaplarindan receteler denemek var…mutlaka!
Cano slm,
Rica etsem eski kitaplar satan dükkanın adresini bana yazarmısın?Gümüşsuyunda var bir tane ama senin bahsettiğine de bakmak isterim.
teşekkür ederim.
evrenjiang@hotmail.com
Evren, e-mail yolladim sana.
Julia Child’a bir de bu açıdan bakmak hoşuna gidecek diye tahmin ediyorum.
Bir tıklayıp göz atarsın.
http://fashistanbuller-tr.blogspot.com/2009/12/yemek-ve-modann-muhtesem-birlikteligi.html
julia&julia filmini bugün izledim.julia child’ı araşatırırken bu blogu buldum.bende yemek yapmasını seven bir kişiyim ve julia ya hayran kaldım.şimdi yemek yapmaya daha farklı bakıyorum.onun yemek yaparken yaptıgı hataları kafasına takmamasıda çok hoşuma gitti.
Merhabalar,
Siteyi birkaç gün önce keşfettim ve harıl harıl kurcalıyorum. İlk mesaj için biraz abes olabilir ancak, bu filmi Ankarada bulamıyorum. Ankarada hangi sinemada gösterildiğine ilişkin bilgisi olan varsa, paylaşırsa sevinirim.
Site güzel bir emeğin ürünü, belli…
Tebrikler…
Bol tereyağlı tarifleri, inatçı ve hırslı kişiliğiyle çok severim Julia child’ı… Yemeklerini hiç denemesemde programlarını youtube da olmakla beraber çok izledim julia&Julie de bence çok güzeldi.
Bon Appetit…
Sevgili Cenk,
Blog unu her zaman takip ediyor ve tariflerini severek ama amatorce deniyorum.Oncelikle boyle bir blog hazirladigin ve paylastigin icin sonsuz tesekkurler.
Julie & Julia filmini yaklasik 2-3 hafta evvel arkadaslarim ve sevgilim ile birlikte evimizde izledik. Izledigim andan itibaren etkisinden kurtulamadim.Inanilmaz keyif aldim, kendimi mutfaga atmamak icin zor tuttum.Iyi ki filmi cok sevdigimi belitmisim cunku gectigimiz sevgililer gununde, sevgilimden kocaman, uzerindeki etikette amazon.com yazan bir paket aldim ve havalara uctum desem yeridir. Mastering the Art of French Cooking, Vol. 1 ve Mastering the Art of French Cooking, Vol. 2 ellerimdeydi.Inanamadim!
Bu sabah blogundan cok sevdigim cherry domatesli, beyaz peynirli ve taze kekikli tartin tarifine bakarken tesadufen yazini da gorunce yorum yazmadan gecemedim.Eylul ayinda yazmissin ama demekki ben dikkat etmemisim ustelik tamda yapmak istedigim tarifi vermissin cok kiskandigimi itiraf ediyim:)Ama bu hafta bu tarif yapilacak ve tadilacak! Kesinlikle!…
Sevgiler
Birgit Alev Yegin – Güle güle kullan. Ne güzel bir hediye! Filmi bu kadar beğendiysen sana tavsiyem Julia Child’ın orijinal yemek programlarını da seyret. Yemek sevgisi kesinlikle bulaşıcı.
Bir kac ay sonra dogacak ogluma güzel yemekler yapmak isteyen (ki yillar sonra yiyecek olsa da calismak lazim degil mi)bir kadın olarak bugün işte sıkıldığım bir anda bloglardan hoplaya zıplaya bir diğerine atlarken ne güzel bir tesadüftür ki sizin yazılarınıza,tariflerinize, keyifli fotograflarınıza rastladım.. ve su an saat 21:27 ve ben hala aynı sayfadayım, cıktıdan aldıgım onca sayfayı arşivlemekle ugrasacagım uzunca bir süre:) cok tesekkürler.. ellerinize emeginize saglık.. Degerini bilen okurlarınız var, ister gazete ister burası..önemli olan yazmaya, anlatmaya devam edin siz.. sevgi ve saygılarımla…
Hande – Çok sevindim beğenmenize. Umarım tariflerden memnun kalırsınız.
Merhaba,
Bir çok insan gibi ben de sitenizi keyifle takip etmeye başladım. Bir çok yemek sitesinin arasından kolaylıkla sıyrılıp çıkıyor.
Benim de bir ricam olacak.(böyle bir şey mümkünse tabi) Julia Child’ın çikolatalı ve bademli kek tarifini de verebilir misiniz Sanırım bu da yanağımı dayayıp uyuyacağım cinsten bir reçete olur. Şimdiden teşekkürler
Bilgütay – Çok teşekkür ederim. Maalesef tarif ricalarını yerine getirmek için gerekli zamana sahip değilim. Belki ileride, ama söz veremiyorum.
Sevgili Cenk
birkaç ay evvel julie ve julia filminin fragmanlarını görünce seneler evvel arkadaşımın bana hediye ettiği julias casual dinners ve julia’s delicious little dinners adlı kitabı aklıma geldi. Demode bulduğum için kapağını bile açmamıştım. Eve gelince kitapları elime aldım ama o da ne benim için katliam gibi parçalanmış domuzlar, hele kocaman fener balığının önünde çekilmiş muzafferane bir poz. Hiç sevmedim ve kitapları aldığım tozlu rafa gerisin geriye koydum. Geçtiğimiz ay kızım ile beraber New York’a giderken girdiğim Dost Kitapevinde filmi çekilen kitabı görünce uçakta okumak için aldım. Benim gibi hayvanlara aşırı düşkün biri olan kişilerin çok huzursuz olacağı bazı bölümler dışında kitabı sevdim. Bu akşamda yeğenimin İstan
bul’da bana verdiği filmin kopyasını izledim ve çok etkilendim kendi siteme duygularımı yazıp birkaç fotoğrafını koymak istedim. Elimdeki kitaplardan çektiğim resimleri ara kabloyu bulamayınca bilgisayara aktaramadım. Google’dan yararlanmak istedim ama bizimki her zamanki gibi benden önce davranmış!!!Yine çok güzel yazmışsın bayıldım. Sana katılmadığım iki şey var. Radikal ve Perihan Mağden’e tahammül edememem.
Sevgiler
Pınar
Pınar Hanım – Çok teşekkürler. Yazıyı beğenmenize çok sevindim. Radikal ve Perihan Mağden konusunda yapacak bir şey yok tabii