- Cafe Fernando – Yemek Tarifleri - http://cafefernando.com/turkce -

San Francisco Gezi Notları – Japantown, Pacific Heights ve Marina

Posted By Cenk On 16 Kasım 2015 @ 18:30 In Gezi ve Seyahat | 66 Comments

San Francisco’ya vardığımda bavulları odaya bıraktığım gibi kendimi sokağa atarım. Son iki gidişimde de aynı şeyi yaptığıma göre artık bunu bir alışkanlık edinmişim gibi anlatabilirim. Yeni bir San Francisco alışkanlığım var; ne mutlu bana!

İstikamet belli. Otelden çıkıp sağa dönerim. Fillmore’a yirmi adım kala sağdaki tarihi Cottage Row’a saparım. Beş merdiven çıkınca solumda duran, evimin salonundan bile ufak ve en az evimin salonu kadar temiz olan parka bakıp dizimin dibinde köpeğimle kitap okuyacağım günleri düşünürüm.

İlerleyip Golden Gate Köprüsü kırmızısı evin önüne geldiğimde, “Bir gün benim olacaksın!” diye fısıldar, on adım sonra sola dönerim.

Fillmore’dan sağa sapınca kendimi Fraîche’in önünde bulurum. Oradan elimde Blue Bottle kahvemle çıkar Fillmore’u tırmanmaya başlarım.

Sonradan defalarca gireceğimi bilsem de muhakkak Nest’e uğrar içeride biraz vakit geçirdikten sonra tırmanmaya devam ederim. Fillmore ile Pacific’in kesişiminde derin bir nefis çekerim.

Bir blok sonra, Fillmore Broadway’le kesiştiğinde ve Marina’yı kuşbakışı gördüğümde, beni zor bir karar bekler.

Cottage Row’daki Golden Gate Köprüsü kırmızısı evi anında satarım. Sağ köşedeki apartmanın en üst katında mı otururum yoksa sol köşedeki evin bitişiğindeki, çatısında yuvarlak pencereleri olan evde mi? Fillmore’dan Marina’ya doğru inerken her adımda karar zorlaşır. Sağlı sollu evler aklımı çeler, Golden Gate Köprüsü sisin içine gizlenir ve yoluma devam ederim.

Fillmore, Chestnut’la kesiştiğinde kendimi evimde hissetmeye başlarım. Köşedeki Williams Sonoma’nın vitrinine şöyle bir göz atar Downtown’daki dükkanda geçireceğim saatler için heyecanlanırım. Chestnut üzerinde dükkanlara baka baka ilerlerim. Açılan yeni yerler, kapanan eskiler derken heyecan artar ve nihayetinde Divisadero’yla kesişirim.

Kafamı yukarıya kaldırır önce eski jaluzilerim duruyor mu diye bakarım, kapısına gidip girişini seyrederim sonra da bükük bir boyunla geri dönüp Chestnut üzerine nerede yemek yesem diye karar vermeye çalışırım.

Yemekten sonra Coffee Roastery’ye uğrarım. Kahvesi kötü de olsa eskiyi hatırlatır, umursamam. Dışarıdaki masalardan birine oturup beş dakikacık daha eski evimi seyrettikten sonra elimde kahvem, Marina’nın ara sokaklarına dalarım.

Arabam için park yeri aradığım günleri hatırlarım. Yorulduysam otele geri dönerim, gücüm yerindeyse de Palace of Fine Arts’ın yanından ilerleyip Golden Gate’i doya doya seyredeceğim bir noktaya otururum. Gecem gündüzüme karışmış olduğundan rüzgar her zamankinden daha fazla sersemletir. Odaya gelirim, yorganın altına girip kanallarda Altın Kızlar’ı ararım, uykuya dalamayacakmışım gibi hissederken sabah olur.

İlk gün böyle geçer. Ayağımın tozuyla yaptıklarım bunlar. Daha sonraki günlerde neler yaptığımı anlatacağım San Francisco notları bu sefer oldukça detaylı olacak. Birbirine yakın bazı bölgeleri birleştirerek kafamda günlük turlar oluşturdum. Bu bölgelerin tamamını hakkını vererek dolaşmak en az bir hafta sürer – ki o durumda dahi San Francisco’nun altını üstüne getirmiş sayılmazsınız. Bir gününüz varsa ne yapmalı, üç gününüz varsa ne etmeli, bu durumlar için de bir yazı düşüneceğim.

Bir önceki ziyaretimden bu yana oldukça fazla yeni yer açılmış. Şehirde bir haftadan biraz daha fazla vakit geçirmeme rağmen gitmeden önce hazırladığım listedeki yerlerin neredeyse yarısına uğrayamadım bile. Uğrayamadığım yerleri de yazıların sonuna liste halinde ekleyeceğim. Elinizin altında bulunsun. Bu tip şehir notları belirli bir zaman sonra anlamını yitirmeye başlıyor ama bir gün kendinizi San Francisco’da bulursanız, yazdıklarımın size en azından bir başlangıç noktası oluşturacağını umuyorum. Dükkan, café ve restoranların hangi günlerde ve saatler arasında açık hangi günlerde de kapalı olduğunu bilerek not etmiyorum. Seyahatiniz öncesinde websitelerini ziyaret ederek en güncel bilgiye ulaşmanız daha doğru olacaktır. Genelleme yapmak gerekirse, San Francisco’da 10:00’dan önce açık dükkan bulmak zor. Kahvaltıyı 9:00 gibi yaptıktan sonra güne başlamak en mantıklısı.

Bugünkü yazıda üç bölgeyi birleştirdim: Japantown, Pacific Heights ve Marina. Japantown ile Pacific Heights arasındaki Lower Pacific Heights’ı ve Pacific Heights ile Marina arasındaki Cow Hollow’u da bu bölgelerin içine katıyorum. İki senedir kaldığım Hotel Tomo (yeni adıyla The Kimpton Buchanan) tam da Japantown ve Lower Pacific Heights bölgelerinin kesişiminde.

İlk kaldığımda çok memnun ayrılmıştım ama bu sefer aynı deneyimi yaşadığımı söyleyemeyeceğim. Gitmeden önce attıkları emailde oteli baştan aşağıya yenilediklerinden bahsetmişlerdi. Gittiğimizde karşılaştığımız manzaraya inanamadık; otelin bir kısmı hala inşaat halindeydi. Yenilenmiş odalardan birine girdiğimizde ise yine hayal kırıklığı: Duvarlardaki anime duvar kağıtlarını söküp beyaza boyamışlar, tahta olan her şeyi siyaha boyamışlar, koyu gri halı döşemişler, füme perdeler asmışlar, köşeye de cam bir masa ve hiç rahat olmayan bir sandalye koymuşlar. Eskiden hiç göze batmayan gardırop da, maviye boyadıklarından olsa gerek, üstünüze üstünüze geliyor.

O eski ferah oda adeta bir zindan olmuş. Bir de üstüne fiyatı yükseltmişler. İşin komik tarafı, bütün bunlara rağmen pişman değilim. Sebebi de otelin konumunun benim için ideal olması. Tanıdığım birçok kişi San Francisco’ya gittiğinde Downtown civarındaki otelleri tercih ediyor. Oradaki oteller daha büyük, kurumsal ve tıkır tıkır işleyen yerler. Pacific Heights’ın mı yoksa Downtown’un mu daha merkezi olduğu bence kişiden kişiye değişir ama benim için asıl önemli olan şey, otelden çıktıktan sonra etrafta kahve içebileceğim ve yemek yiyebileceğim bir sürü yer olması. Bir de tabii rahat rahat yürüyebileceğim, kocaman binaların olmadığı sokaklar. Marina da bir alternatif olabilir ama oradaki seçenekler de motellerle sınırlı ve internetteki yorumların hepsi birer korku hikayesi. Fazlasıyla turistik bir bölge olduğu için Fisherman’s Wharf civarındaki oteller de bana göre değil. Aslında kalınması gereken bölge Mission Dolores. Şehrin en popüler bölgesi olmasına rağmen kalınacak düzgün bir yer olmamasını bir türlü anlayamıyorum. Keşfettiğimde iş işten geçmişti ama gözüme hoş gelen bir tek şurayı buldum. Bir dahaki sefere deneyebilirim. Tabii her zaman Airbnb’deki kiralık evlerden birinde de kalabilirsiniz ama gitmeden önce yaptığım araştırmadan anladığım kadarıyla fiyatlar uçmuş gitmiş durumda.

Bugünün konusuna dönersek…

JAPANTOWN ve PACIFIC HEIGHTS

Japancenter: Haritaya göre ilerlemem gerekirse, bölgenin alt noktası olan Japantown’dan başlamak lazım. Japantown deyince insanın aklına şehrin nispeten büyük bir bölgesi geliyor. Restoranlar, pazarlar, dükkanlar… San Francisco’nun Japantown’u ise sadece 6 bloktan ibaret.

Yarısını da üç tane alışveriş merkezinden ibaret Japancenter oluşturuyor. Bloklardan birinde Sundance Kabuki sinemaları var. Koltukları dehşet rahatsız ama büfesinde Humphry Slocombe dondurmaları satılıyor! Aynı bloktaki Kinokuniya, anime ve manga severler için cevher sayılabilecek bir kitapçı. Hemen yanında ise içi birkaç tane otantik, çoğunlukla da turistik hediyelik eşya satan mağazalar, kırtasiyeler ve restoranlarla dolu Kintetsu ve Miyako alışveriş merkezleri var. Hızlıca gezerseniz tamamını dolaşmak yarım saatinizi bile almaz. En sevdiğim dükkanlar Akabanaa ve Ichiban Kan.

Asıl cevher ise köşedeki Japon süpermarket.

Nijiya Market: Çuval çuval pirinç, yeşil çaylı noodle’lar, evde sushi yapanlar için ufacık porsiyonlar halinde paketlenmiş balıklar, komik Japon tatlıları, çeşit çeşit çay, abur cubur (yeşil çaylı ve kiraz çiçekli KitKat gibi) ve daha neler neler. Yeşil çaylı herhangi bir şeyi sevmeyeceğim aklıma gelmezdi ama yeşil çaylı KitKat bende hayal kırıklığı yarattı. Sakuralı (kiraz çiçekli) Kitkat’ın sadece battal boyuna denk geldiğim için tadına bakmadım.

Otelin dibinde olduğu için 3 kez uğradım. Etiketlerdeki İngilizce tercümeler oldukça kısa tutulduğu için birçok şeyin ne olduğunu tam olarak anlayamıyorsunuz ama kesinlikle görmeye değer.

Nijiya Market – 1737 Post St., San Francisco, CA 94115

Pacific Heights demek aslında Fillmore Street demek. Gezip görülecek yerler, köşesinde Wallgreens olan Bush Street ile kesişiminden başlıyor. Gerçi bir blok gerideki Dosa’yı internette öve öve bitiremiyorlar ama bir önceki ziyaretimde pek benlik bir restoran olmadığına kanaat getirdiğim için cümle arasında bahsetmekle yetinmek istiyorum.

Fillmore’dan yukarıya doğru tırmanırken sağlı sollu bir sürü dükkan, café ve restoran var. Gezerken hepsini muhakkak görecekseniz ama hızlandırılmış bir tur isterseniz bence girmeye değecek olanlar şu şekilde:

Zinc Details: Sahibi Vasilios çok sıcakkanlı biri. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin adınızı unutmuyor. Ürünleri incelikle seçilmiş bir tasarım dükkanı. Her gittiğimde alacak bir şey bulabildiğim nadir dükkanlardan. Üç blok aşağıda daha büyük bir dükkan daha açtı. Meraklıysanız ikisine birden uğramanızı tavsiye ederim.

Zinc Details – 1633 Fillmore St. & 1905 Fillmore St., San Francisco, CA 94115

Fraîche: Yoğurtçu dükkanı. Üç-dört çeşit donmuş yoğurt satıyorlar. Sade ve Valrhona çikolatalı yoğurt her zaman mevcut. Bir de her gün değişen, genelde meyve bazlı birkaç çeşit daha bulunuyor. Ve en önemlisi, Blue Bottle kahve! Sanırım her akşam uğradık. Uykudan önce üzeri traşlanmış çikolatayla kaplı Valrhona çikolatalı donmuş yoğurt ve yanında Blue Bottle espresso gibisi yok. Çalışanların pili dükkan kapanmaya yakın bitiyor. Geç uğrarsanız siparişiniz hazırlanırken bir gözünüz mutlaka üzerinde olsun.

Fraîche – 1910 Fillmore St., San Francisco, CA 94115

Woodhouse: Toplamda 50 kişinin oturabildiği ufak bir restoran. Ve ne zaman gitsek 50 kişi oturuyordu, yarısı kadar insan da sokakta bekliyordu! Rezervasyon kabul etmiyorlar ama girişte adınızı yazdırdıktan sonra bir tur atıp geri dönebilirsiniz. Ya da 14:00 ve 18:00 gibi herkesin akın etmediği saatlerde gidin. Bu kadar rağbet edilmesinin elbette bir sebebi var.

Yediğim her şey olağanüstüydü. Menü tamamen deniz ürünleri. En çok beğendiklerim, başta Lobster Roll (bol tereyağı sürdükleri bir sandviç ekmeği arasına ıstakoz dolduruyorlar, yanında patates kızartması ve coleslaw geliyor – tek kelimeyle mükemmel) olmak üzere, fish tacos ve fish & chips. Hem taco hem de fish & chips için kızarttıkları balığın kaplamasının hafifliğini ve kıtırlığını anlatamam. Downtown’un ana damarı olan Market Street üzerinde de bir şubeleri var.

Woodhouse – 1914 Fillmore St., San Francisco, CA 94115 (Pacific Heights)

2073 Market St., San Francisco, CA 94114 (Downtown)

Glaze Teriyaki Grill: Fillmore’un benim için yeni restoranlarından biri. Son güne kadar rast gelemedik ama iyi ki girmişiz. Ufak bir yer. Menüsü kısa. Altı seçenek var: Tavuk (göğüs veya kalça eti), somon, kırmızı et, tofu, sebze veya domuz. Hepsi sıfırdan hazırladıkları teriyaki sosla servis ediliyor. Yanına beyaz veya kahverengi pirinçten yapılmış pilavlardan birini seçiyorsunuz, salatanızın sosunu belirliyorsunuz ve karşınıza oldukça doyurucu bir tabak geliyor. Teriyaki sosları bana göre çok ağırdı ama Fillmore civarında otursaydım haftanın en az bir akşamı buradan paket yaptırıp (sosu üzerinde değil de yanında istereyek) eve götürürdüm. Salatada kullandıkları her şey taptazeydi ve et de çok lezzetliydi. Woodhouse dururken burada yiyin diyemem ama siz de civarda bir otelde kalırsanız muhakkak arada buraya da uğrayın.

Glaze Teriyaki Grill – 1946 Fillmore St., San Francisco, CA 94115

Mollie Stone’s: Seyahatlerimde vazgeçemediğim bir şey de süpermarketleri dolaşmak. Bir Whole Foods değil ama Fillmore’u kesen California caddesi üzerindeki Mollie Stone’s da hiç fena sayılmaz. İkinci gün odaya dönerken her zamanki alışverişimden yaptım: İki kutu likapa (blueberry), iki kutu ahududu, bir kutu böğürtlen ve bu sefer denk geldiğim, daha iyisini bugüne kadar yemediğim Bing tipi kirazlardan bir kilo. Odaya gelir gelmez yıkayıp kağıt bardaklara bölüştük ve Murder, She Wrote (ne özlemişim!) eşliğinde yedik.

Mollie Stone’s Markets – 2435 California St., San Francisco, CA 94115

Pizzeria Delfina: Bir önceki San Francisco yazısında öve öve bitirememiştim. Maalesef bu sefer biraz hayal kırıklığı oldu. Tavsiye edip etmemek konusunda kararsız kaldım ama hem önceki seferlerin hatırı var hem de San Francisco’daki olağanüstü yerlerin beni fazlasıyla şımarttığını hesaba katmam lazım.

Pizzaları ilk yediğimki kadar iyi değildi ama kesinlikle kötü de değildi. Bir pizzacı için iltifat sayılır mı emin değilim ama pizza dışında yediğimiz her şey çok iyiydi. Bir daha gittiğimde tekrar uğrarım ama ancak denk gelirsem ya da iki adım ötedeki Woodhouse’da yemekten sıkılırsam – ki pek zor görünüyor.

Pizzeria Delfina – 2406 California St., San Francisco, CA 94115

Jane: Önceki gelişimde neredeydin Jane?

Kahvaltıyı her sabah burada ettik. Bir önceki gelişimizde sabahın köründe açık tek yer olduğu için her sabah istemeye istemeye La Boulange’a gitmiştik. Gittiğimde öğrendim; La Boulange’ı Starbucks satın almış, kimse gitmez olmuş. Biz dönmeden bir gün önce de kapandı. Yeter ki sen çok yaşa Jane! Ekşi mayalı iki dilim ekmeğin arasına cheddar peynirli omlet ve domatesli chutney koyarak hazırladıkları “egg sandwich” en çok yediğim şey oldu. İçindeki malzemenin ekmeğe oranını az bulduğum için yanına her defasında fazladan somon füme ve krem peynir sipariş ettim.

Arada birkaç kez de yanında üzerine bal gezdirilmiş likapa, ahududu, çilek ve böğürtlenler olan granolasından yedim.

İkinci kahveyle de ya Ham&Cheese kruvasan ya da limonlu brioche roll. Yediklerimden sonra hayatım değişti diyemeyeceğim ama hepsi çok iyiydi.

Jane – 2123 Fillmore St., San Francisco, CA 94115

Jonathan Adler: Her defasında vitrine aldanıp giriyorum ama nasıl oluyor bilmiyorum, alacak hiçbir şey bulamıyorum. Bu sefer aklım bir tavlada kalmıştı, neyse ki benden sonra giden bir arkadaşım almış, içimde kalmadı. Uğramaya değer.

Jonathan Adler – 2133 Fillmore St., San Francisco, CA 94115

Clay Theatre: San Francisco’nun bu tip eski, buram buram patlamış mısır kokan ufak sinemalarına bayılıyorum.

Bu sinemanın da rahat koltukları olduğunu söyleyemeyeceğim ama yarısını uyuyarak seyrettiğim Iris için değdi.

Clay Theatre – 2261 Fillmore St., San Francisco, CA 94115

Nest: Fillmore’daki en sevdiğim dükkan. Yemek kitapları, tabaklar, örtüler, ilginç oyuncaklar, tebrik kartları… Vaktin nasıl geçtiğini anlamadığım dükkanlardan biri.

Nest – 2300 Fillmore St., San Francisco, CA 94115

Mureta’s Antiques: Bence San Francisco’nun en kaliteli antikacısı. Ufak bir dükkan ama içindekiler özenle seçilmiş. Tabaklar, çay setleri, gümüşler ve antika mücevher var. Herend, Meissen, Royal Copenhagen ve daha birçok markanın ikinci ellerini düzgün fiyatlara bulabilirsiniz. Tabii dükkanı açık bulabilirseniz. Pazar ve Pazartesi günleri kapalı. Diğer günler de 12:00 – 18:00 arası açık ama açık olduğu saatlerde de kapalı bulursanız şaşırmayın.

Mureta’s Antiques – 2418 Fillmore St., San Francisco, CA 94115

Pacific Heights bölgesinde bu sefer uğrayamadığım ama bir sonraki ziyaretimde muhakkak gideceğim yerler:

MARINA

Mureta’s Antiques’den çıktıktan sonra 3 blok daha yukarı yürüdüğünüzde, Fillmore ve Broadway’in kesişiminde San Francisco’nun en güzel manzaralarından biriyle karşılacaksınız. 20-30 sene sonra uğrayacak olursanız lütfen kapımı çalın, bir kahvemi için. Henüz karar vermedim ama ya sol baştaki apartmanın en üst katındaki köşe dairede ya da sağ baştan ikinci evde oturuyor olacağım.

Buradan sonrası yokuş aşağı. Karşınızda duran bölgenin adı, Marina. Green Street ve Lombard Street arasındaki 4 blokluk bir kısmı Cow Hollow olarak da geçer.

Dükkan, café ve restoranların büyük çoğunluğu Union Street ve Chestnut Street üzerinde. Aşağıya doğru inerken karşınıza ilk Union Street çıkacak. Gezip görülecek yerleri Fillmore Street ile Octavia Street arasında. Çok vaktiniz yoksa durmayın, Chestnut Street’e kadar devam edin. Vaktiniz varsa ise, Union üzerinde sevdiğim birkaç yer şöyle:

Yazıyı hazırlarken öğrendim. Pek sevdiğim Betelnut kapanmış.

Chili biberli kızarmış kalamar ve çeşit çeşit chili biber, zencefil ve sarımsakla hazırladıkları tavuğu çok özleyeceğim.

Atys: Union Street’in üzerindeki tarihi bir avlunun içine gizlenmiş minik bir tasarım dükkanı.

Atys – 2149 b Union St., San Francisco, CA 94123

Z Gallerie: Dükkanın geneli bana hitap etmiyor ama her gidişimde muhakkak beğendiğim bir şey buluyorum. Uğramaya değer.

Z Gallerie – 2154 Union St., San Francisco , CA 94123

Union Street’in tersine, Chestnut Street’in gezip görülecek yerleri Fillmore’un batısında (Divisadero Street’e kadar).

Williams Sonoma: Karşınıza ilk çıkacak yer, Fillmore ile Chestnut’ın kesişimindeki Williams Sonoma. Oldukça ufak bir dükkan. Downtown’daki dükkan rüya gibi bir yer olduğu için alışverişi her zaman orada yapıyorum. Buraya sadece ilk gün neler var neler yok diye bakmak için uğruyorum.

Williams Sonoma – 2000 Chestnut St., San Francisco, CA 94123

Tacolicious: 10-15 adım sonra sokağın karşısındaki Tacolicious hakkında çok fazla övgü işittim. Ne zaman önünden geçsek dolup dolup taşıyordu. Menüsü şurada.

Sıra beklemeyi sevmediğim için uğramadım ama bir dahaki sefere öğle yemeğini geç bir vakte denk getirip deneyeceğim. North Beach ve Mission bölgelerinde de şubeleri mevcut.

Tacolicious – 2031 Chestnut St., San Francisco, CA 94123

Glaze Teriyaki Grill: Biraz önce okuduğum bir habere göre, Pacific Heights önerilerine dahil ettiğim Glaze Teriyaki Grill, Chestnut Street’te 28 senedir hizmet veren All-Star Donuts’ın yerine yeni bir şube açmış. Kapanan dükkanın anısına da, son ziyaretimde bir türlü gitmeye fırsat bulamadığım Dynamo Donuts’ın donutlarından satıyorlarmış. Bir taşla iki kuş!

Glaze Teriyaki Grill – 2095 Chestnut St., San Francisco, CA 94123

Super Duper Burgers: San Francisco’daki bir hamburgercinin vaat edebileceği her şeyi vaat ediyor: Malzemeler yerel ve taze, dükkanların tabelalarını yapanlar bile civardan, kendilerini karbon ayak izlerini azaltmaya adamışlar ve atıklarının tamamı geri dönüştürülebilir olduğu için yeniden işlenebilecek atıklara özel olanlar dışında dükkanlarda “normal” çöp kovası bile bulundurmuyorlar. Hep derim; dünyayı San Franciscolular kurtaracak.

Gel gör ki, bana göre hamburgerleri abartıldığı kadar iyi değil. Gerçi bunu sadece bir kez, onda da gözüm döndüğü için içine fazlasıyla malzeme eklemesi yaparak sipariş ettiğim bir cheeseburger yediğim için söylüyor olabilirim. Orada yaşıyor olsaydım birkaç şans daha tanırdım ama San Francisco’daki alternatifler düşünüldüğünde bu sefer sadece bir kez uğradık. Bir dahaki ziyaretimde o şanslardan birini tanıyacağım için buraya eklememek olmazdı. Birçok bölgede şubeleri mevcut; bilgilere websitelerinden ulaşabilirsiniz.

Super Duper Burgers – 2203 Chestnut St., San Francisco, CA 94123

Mamacita: San Francisco’da yaşadığım yıllarda Mamacita’nın yerinde haftada en az iki kez uğradığım başka bir Meksika restoranı vardı. Burrito’larını hala unutamıyorum. Mamacita’da yediklerim en az o burritolar kadar iyiydi.

Listemde değildi, aç bir anımıza denk gelince oturduk ve her şeye hayran kaldık.

Menüsü yılda dört kez değişiyormuş, dolayısıyla oldu da denk gelirseniz tavsiyelerim: Karidesli, elma & mango salsalı ve Cotija peynirli tacosu “Camaron Al Pastor”, skirt steak (biftek), guacamole, kırmızı chimichurri sos, Poblano biberi, roka ve yine Cojita peyniriyle hazırladıkları “Carne Asada” ve Chipotle kreması, didiklenmiş tavuk, Poblano biberi ve taze sarımsakla harmanlanmış tortilla cipslerinden ibaret “Chilaquiles Rojos”. Margaritaları da nefis!

Mamacita – 2317 Chestnut St., San Francisco, CA 94123

Şimdi, yemek faslını bitirdiysek koşa koşa Marina’nın en sevdiğim yerlerinden birine gidiyoruz.

Palace of Fine Arts: 1906’daki büyük deprem ve yangınlardan sonra bir anlamda San Francisco’nun küllerinden doğuşunu simgelemek üzere inşaa edilmiş, şehrin ruhunu sembolize eden bir yapı. 1915’te Panama Kanalı’nın tamamlanmasının şerefine düzenlenen bir sergiyle açılmış.

Dokuz ay süren sergiyi 18 milyon kişi gezmiş – ki bu sayı o zamanlardaki San Francisco nüfusunun 40 katı.

Önündeki gölete düşen aksiyle turistlerin ve gelinlerin fotoğraf çektirmek için sıklıkla ziyaret ettiği bir yer. İstanbul’a taşındığımda bir zamanlar içinde yer alan Exploratorium’un canlı yayın yapan kameralarından sütunların tepesindeki ağlayan kadınları seyrederdim.

Ve şimdi fark ediyorum, bir gün bile sormamışım neden ağlıyorlar diye! 1. Dünya Savaşı zamanında açılan sergiye güvende olmaları için dünyanın dört bir yanından çok değerli eserler gönderilmiş. Emanet edilen Monet, Rembrandt ve Michelangelo’nun eserleriyle yakında ayrılacaklarını bilen bakireler de kederlerini elemlerini kocaman saksıların içine akıtıyormuş. İlk etapta göz yaşlarının koca saksıların içine dikilecek çiçekleri sulaması tasarlanmış ama maalesef uygulamada aksaklılar olunca başaramamışlar.

Yıl boyunca farklı gösterilere ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bilgilere websitesinden ulaşabilirsiniz.

Palace of Fine Arts – 3301 Lyon St., San Francisco, CA 94123

Crissy Field & Golden Gate Köprüsü: Palace of Fine Arts’dan kuzeye doğru iki üç blok yürüdüğünüzde Crissy Field’a ulaşıyorsunuz.  İşte kahvemi kaptığım gibi Golden Gate Köprüsü’nü seyretmeye geldiğim yer burası.

Hava kararmaya başladıysa arkanızı dönüp Palace of Fine Arts’ı bir de ışıklandırılmış şekilde seyredin.

Biraz daha ilerleyince karşınızda Alcatraz. Seneler önce annemle babam geldiğinde babam istediği için gitmiştik. Bir kere görmek yetiyor. Ziyaret etmek isterseniz biletleri Alcatraz Cruises’ın websitesi üzerinden ya da şirketin Embarcadero Pier 33′deki bilet ofisinden satın alabilirsiniz. Bilet fiyatları ve tarifeler şurada.

Yola devam…

Enerjimi topladığım bir gün sırtımda koca çantamla köprünün yolunu tutuyorum.

Golden Gate Köprüsü’nün San Francisco’daki ayağına kadar yürüyüp fotoğraf çektikten sonra yanındaki merdivenlerden köprüye doğru tırmanmaya başlıyorum.

Her adım bir fotoğraf karesi.

Eğer hava güzelse, tutmayın kendinizi, yürüyerek köprüyü geçin. Öbür taraftaki ayağının ucundan manzara çok daha güzel. Son güne bırakınca vakitsizlikten bu sefer karşıya geçmedim.

Eğer arabanız varsa bahsettiğim noktaya köprüden sonraki ilk çıkıştan ulaşabilirsiniz. Hatta, madem köprüyü geçtiniz, aynı istikamette devam edip Sausalito’ya uğrayın. Ufak bir sahil kasabası. Son iki seferde uğramaya vaktim olmadı. İlk gittiğimizde hep bir ağızdan “Ne kadar da Bebek’e benziyor!” demiştik. Sausalito’nun karşı kıyısında ise çok daha sakin olan Tiburon var. Arabayı park ettikten sonra kasabanın içine doğru yürürken köşede yaşlı bir çiftin harika bir antika dükkanı vardı. Eğer duruyorsa muhakkak uğrayın. Sausalito ve Tiburon’a gitmeyeli seneler olduğu için herhangi bir restoran önerim olamayacak. Hatırladıklarım, oldukça turistik ve vasat deniz ürünleri sunan restoranlardan ibaret.

Güzel ama geç kalmış bir haber: Instagram hayatıma girdiğinden beri orada duyurduğum her şeyi sanki bloga da yazmışım gibi hissediyorum… Blogumu okuyan ama sosyal medya hesaplarımı takip etmeyenleriniz bu güzel haberi paylaşmayı geciktirdiğim için kusura bakmasın.

İlk kitabım “Cafe Fernando – Bir pasta yaptım, yanağını dayar uyursun” bu seneki Gourmand Dünya Yemek Kitabı Ödülleri’nde bloggerlar kategorisinde “Dünyanın En İyi Yemek Kitabı” seçildi!

Kötü ama kaçınılmaz bir haber: Çok uzun bir süredir Café Fernando iPhone ve iPad uygulamalarını geliştiren ajanstan umduğum teknik desteği alamıyorum. Başta pek heyecanlıydık, ortaya düzgün bir iş çıksın diye çok çalıştık ama sonrasında en basit değişikliği uygulatmak bile senelerimi almaya başladı. Benim sabrım kolay kolay tükenmez ama bu sefer tükendi. Önceleri pek önemsememiştim; ufak tefek eksikler olsa da sonuçta uygulamalar birçoğunuzun hayatını kolaylaştırıyordu. Vakit geçtikçe problemler büyüdü ve doğal olarak da şikayetler arttı. Uygulamaların kör ve topal bir şekilde ilerlemelerini seyretmeye daha fazla katlanmak istemediğime karar verdim. Son üç aydır uygulamaların AppStore’dan kaldırılması ve içeriklerinin silinmesi için ajansa hatırlatma e-mailleri atıyorum. Sanırım birkaç seneye silinir. Siz lütfen silinmiş kabul edin ve eğer uygulamalar iPhone veya iPad’lerinizde mevcutsa silin. Bu tip uygulamaların geliştirilmesi ve düzgün bir şekilde işleyebilmeleri için gerekli bakımlarım sürdürülebilmesi oldukça maliyetli. Tek başıma altından kalkabilmem mümkün değil. İleride yayınevimle birlikte kitap için bir uygulama hazırlamayı düşünüyoruz ama bu deneyimden sonra bir daha blog için uygulama geliştirmem zor görünüyor.


Article printed from Cafe Fernando – Yemek Tarifleri: http://cafefernando.com/turkce

URL to article: http://cafefernando.com/turkce/san-francisco-gezi-notlari-japantown-pacific-heights-ve-marina/

Copyright © 2017 Cafe Fernando - Yemek Blogu. All rights reserved.