- Cafe Fernando – Yemek Tarifleri - http://cafefernando.com/turkce -
BRAVACASA Eylül – Mutluluğun Tarifi Çikolata
Posted By Cenk On 28 Ağustos 2008 @ 12:25 In Basında | 79 Comments
1974′te İtalya’da doğan, dünyada toplam 8 ülkede 1 milyon okuyucuya ulaşan BRAVACASA artık Türkiye’de. BRAVACASA’nın ilk sayısı için toplam 6 sayfalık bir çikolata fındık dosyası da benden. Bu projenin bende çok önemli bir yeri var. Eğer dinlemek için vaktiniz varsa, ben anlatmaya hazırım. Biraz geriye gidiyoruz. En başına, iki sene öncesine.
Blogumu yazmaya başladığım seneydi. Bir dekorasyon dergisinden aradılar. Blogumu görmüşler, beğenmişler ve gelecek sayıları için birkaç(!) tane kurabiye yapıp fotoğraflarını çekmemi istediler. Önce havalara uçtum.
Ufak ufak blog yazmaya başlamışım, fotoğrafçılığı yeni öğreniyorum, çektiğim hiçbir fotoğrafı beğenmiyorum ama bir yandan da acaba kariyerimi bu yönde şekillendirsem mi diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Yemek yapıp fotoğrafını çekmek bana büyük keyif veriyor. Projeyi biraz daha açmalarını istediğimde cevap beni daha da hayrete düşürüyor: “Dergi iki gün sonra baskıya girecek, yarına 7 tane tatlı 7 tane de tuzlu kurabiye tarifi, bir de fotoğraflarını yetiştirebilir misin?”
Bir an düşünüyorum. Saat 4, şimdi işten çıkıp markete uğrasam, malzemeleri alıp eve 5 gibi giderim. Tarifleri yarım ölçü hazırlasam vakit kazanırım ama dile kolay 14 tane tarif. Pişmesiyle birlikte her kurabiye 45 dakika sürse yaklaşık 10 saat eder. Tarifleri yazmak 2 saatimi alsa sabahın ilk ışıklarında projenin yarısı bitmiş demektir. İşe gelmeden önce de 3-4 saat fotoğraf çeksem, öğle yemeği arasında da kadrajdı, beyaz ayarıydı vs. onları bitirsem, CD’ye yazıp dergiye ulaştırmam öğleden sonrayı bulur. Yetişir mi, yetişir…
İş hayatımda karşılaştığım onlarca mantıksız ve zamanlaması düşünüldüğünde imkansız gibi görünen projenin altından kalktığım için o gece uyuyup uyumayacağım umurumda bile değil. Kendisinden laboratuvar ortamında suni rüzgar yaratıp vinil baskıların kaç kilometre hızdaki rüzgara dayanıklı olduğunun tespit edilmesi istenmiş adamım ben. Bir gecelik uyku mu beni durduracak?
Ben bunları düşünürken birden aklıma takılıyor, soruyorum: Bu projenin telifi konusunda bilgi verebilir misiniz? Karşıdan gelen yanıt şu: “Telif mi? Biz o şekilde çalışmıyoruz…” Uzun lafın kısası, bu iş karşılığında para vermiyorlar. Peki malzemelerin parası? O da yok. İster istemez soruyorum: “Peki, tekrar hatırlatır mısınız, para almayacaksam ben bu işi neden yapacağım? Zaten para almadan kendi kendime blogumda yaptıklarımı yayınlıyorum…”
Karşılığında blogumdan bahsedebileceklerini ve adresini de yazıya ekleyeceklerini söylüyorlar. Yani tanıtım. O günlerde blogum bugünkü kadar okunmuyor, tanınmıyor. Tanıtıma ihtiyacım var mı? Var. Fazla okur göz çıkarmaz… Var da, bu kadar da yok.
Ben bu mantıksızlıkla boğuşurken karşı taraf Türkiye’de işlerin böyle yapılmadığını vs. anlatıyor da anlatıyor. Elimden geldiğince nazik bir şekilde tekliflerini geri çeviriyorum. Açık konuşmak gerekirse Türkiye’de işlerin böyle yürüdüğüne de inanmıyorum. Bu mantığı bir türlü kabullenemiyorum. O zaman bize de bu dergileri bedava dağıtsınlar, karşılığında önümüze gelene dergilerden bahsedelim. Arada bir fark göremiyorum.
Aradan bir zaman geçiyor, bu sefer kapımı bir yemek dergisi çalışıyor. Bir ay geçiyor, bir başkası daha. Bir sene geçiyor, bir başkası daha. Hepsinin teklifi aynı. Kafa karışıklığı yerini üzüntüye bırakıyor. Üzüntümün sebebi de basit: Oldu da bu işe başlarsam hayatımı devam ettirecek kadar para kazanmam imkansız. Yurtdışından ziyarete gelen yemek blogu sahibi arkadaşlarımdan çok güzel hikayeler dinliyorum. Uçak, otel, yemek paraları da ödenerek farklı ülkelere gönderiliyorlar, gezip fotoğraf çekip bir de para kazanıyorlar. Bu paralarla fotoğraf makinelerini yeniliyorlar, yeni lensler alıyorlar, bazısı da yemek okullarına yazıılıp işin farklı kollarına kayıyorlar.
Kıskanmamak elde değil. Tamam, ben onlar kadar başarılı olmayabilirim, daha işin çok başında olabilirim ama ben de beni Paris‘e uçurun Pierre Herme’de macaron Sadaharu Aoki‘de matcha ekler yiyip fotoğraflarını çekiyim bakın nasıl ballandırarak anlatacağım da demiyorum. İstediğim tek şey sembolik de olsa bir telif ücreti. Kendimle gurur duymak için. Büyük keyif aldığım bir işi yapıp yanında para da kazandım demek için. Nafile. Anlıyorum ki Türkiye’de işler böyle yürüyor. Amatör ruhla çalışan insanları teşvik etmeye yönelik bir sistem değil bu. Gerçi belki de işleri karşılığında telif ödenen blogcular vardır. Ama ben onlardan biri değil(d)im.
Sistem böyle olabilir ama ben hiçbir şart altında bu sisteme uymayı kabul etmiyorum. Yurtdışındaki gazetelerde yayınlanan fotoğraflarım için – talep etmeyi bırakın üzerine para vermeyi kabul edecekken bile – ödeme yapılıyor olması ama kendi ülkemde emeğimin karşılığının iki satırlık yazı olması beni çok üzüyor.
Belki kabalık oluyor ama o günden beri bana getirilen tekliflerde ilk yazışmada önce telif konusunu soruyorum. Cevap hayırsa hiç düşünmeden de reddediyorum. Bu sistemi değiştirmek tek başına imkansız. Bunu değiştirmek için herkese farklı görevler düştüğüne inanıyorum. Kendime düşen görevin ise emeğimin karşılığını almadan hiçbir projeye evet dememek olduğuna inanıyorum. Ve tabii emeğimin karşılığının elle tutulan birşey olmasından bahsediyorum.
Bugün biraz fazla konuştum ama uzun zamandır kafamı meşgul eden konular bunlar. Bahsettiğim dergilerden benimle iletişime geçen editörlerden bazıları da bu sistemden memnun değildi. Birçoğu bu serzenişimi anlayışla karşıladı ve eminim ki kendilerini benim yerime koyduklarında hak verdiler. Bazıları da umursamayıp telefonu kapadı, ama zaten konumuz onlar değil.
Konumuz benim gibi bir amatöre destek veren bir dergi. BRAVACASA. Bu projenin benim için önemi büyük demiştim. Büyük oluşunun sebebi de yine sıkılarak ve umutsuzca sorduğum telif sorusuna gelen pozitif yanıt. Emeğimin karşılığında telif ödeyeceklerini – hem de dünyanın en doğal şeyiymiş gibi – söylemeleri.
Böyle şevkle anlattığım için zannetmeyin ki büyük bir para aldım. Miktarın hiçbir önemi yok ama düşünce tarzının var. Bence okurlar olarak bu tip bir anlayışa sahip bir dergiyi desteklemek de bu düzeni değiştirmek için sizin atabileceğiniz ufak bir adım. Bu kadar prestijli bir yayını satın almak için böyle bir nedene gerek olmasa bile bana verdikleri desteği sizin de takdir edeceğinizi düşündüm.
Buradan beni destekleyen ve yeni makro lensimin üçte birini finanse eden BRAVACASA dergisine ve çekimlerde bana eşlik edip fikir ve önerilerini esirgemeyen derginin editörlerinden Meltem Hanım’a tekrar çok teşekkür ederim.
BRAVACASA’nın 6 sayfalık konuya attığı başlık ise bence çok yerinde olmuş: Mutluluğun tarifi! Denemeniz için 4 tane yeni Cafe Fernando tarifi var. Bir de ufak röportaj. Konu fındık ve çikolata olunca uzun süredir evde denemek istediğim Çikolatalı Fındık Ezmesini yaptım. Ev yapımı Nutella da diyebilirsiniz. Onun ardından bu çikolatalı fındık ezmesiyle hazırlanmış bir dondurma, önceki Brownie tarifimi bence sollamış olan yeni Fındıklı Brownie ve kahvaltıda keyifle yiyebileceğiniz Fındıklı ve Çikolatalı Granola.
Eylül sayısı çoktan bayiilerde. Yanında mum ve tütsü seti de hediye! Umarım tarifleri ve fotoğrafları beğenirsiniz.
Article printed from Cafe Fernando – Yemek Tarifleri: http://cafefernando.com/turkce
URL to article: http://cafefernando.com/turkce/bravacasa-eylul-mutlulugun-tarifi-cikolata/
Click here to print.
Copyright © 2009 Cafe Fernando - Yemek Blogu. All rights reserved.