- Cafe Fernando – Yemek Tarifleri - http://cafefernando.com/turkce -

Boğaz’da San Francisco

Posted By Cenk On 13 Haziran 2008 @ 14:15 In Basında | 97 Comments

Uzun zamandır beklediğim gün geldi. Size anlatmak için gün saydığım, geceleri beni heyecandan uykusuz bırakan proje gerçek oldu. Hani mutfağa girmiyorsun, yeni tarifler nerede, unu tarttım bekliyorum diyordunuz ya… Ben aslında mutfaktan çıkmıyordum. Ama gelin görün ki, gazetede yayınlanmadan önce de sizlere bahsedemiyordum. Cafe Fernando’nun “Boğaz’da San Francisco” menüsü ve ben iki gün önceki San Francisco Chronicle gazetesinin kapağındaydık. Makalenin tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Bundan yaklaşık 2 ay önce San Francisco Chronicle gazetesinin yemek yazarı Janet Fletcher’dan bir e-posta geldi. Türkiye’de geçireceği tatili sırasında Bozcaada’daki bir otelde kalmak istediğini, otel yetkililerine ulaşamadığı için benim kendisine yardım edip edemeyeceğimi soruyordu. Rezervasyonu sorunsuz hallettik. Bu esnada editörüne benden ve San Francisco geçmişimden bahsetmiş, birlikte bloguma bakmışlar ve “Bagel” yazısını görünce Janet’ın aklına bir makale fikri gelmiş. Editörü de buna sıcak bakınca yazışmalara devam ettik ve projenin detayları netleşti.

San Francisco‘da geçirdiğim yılları yansıtacak ve tamamı Türk yemeklerinden oluşacak bir menü hazırlamamı, Janet Türkiye’ye geldiğinde bir pazar alışverişi sonrasında benim mutfağımda birlikte bu yemekleri yapmamızı ve hepsinin fotoğraflarını da benim çekmemi istediler. Karnıyarık ve bulgur pilavı, sigara böreği, maş fasulye piyazı ve Maraş dondurmalı irmik helvasında karar kıldık.

Menüye geçmeden önce biraz Janet Fletcher’dan bahsetmek istiyorum. Janet eğitimini Culinary Institute of America‘da ve Berkeley’deki kült restoran Chez Panisse‘de almış bir şef ve yemek yazarı. San Francisco Chronicle’daki “The Cheese Course” adlı köşesinin dışında yemekle ilgili daha birçok makale yazıyor. Yayınlanan makalelerinden ikisi James Beard Foundation ve Bert Greene ödüllerini almış ve el üstünde tutulan “Fresh From the Farmers’ Market“, “Niman Ranch Cookbook” ve “Williams- Sonoma San Francisco” gibi toplam 18 tane yemek kitabına imza atmış.

Bütün bunlara ilaveten, babam Janet’ın profesyonel sertifikalı bir bahçıvan olduğunu ve evinin bahçesinde çeşit çeşit meyve ve sebze yetiştirdiğini duyunca çok sevindi. Sivri biber, değişik bir kavun çeşidi ve daha birçok tohumu gitti, aradı, buldu, hediye ettik.

Proje için Pazar gününe sözleşmiştik. Öncesinde röportajı aradan çıkartmak ve tanışmak için beni Mabeyin’de yemeğe davet ettiler. Ziyafet (yediğimiz her şey istisnasız mükemmeldi) esnasında da Janet ve kocası Doug sordu, ben cevapladım.

Hayatımda Janet kadar hızlı not alan bir insan daha tanımadım. Kadın nefes alsam yazdı. Bir ara çantasından 2 tane defter çıkartıp bana uzattı. İstanbul’da kaldıkları zaman içinde nerede ne yesek diye araştırma yapmış ve not almış. 2 defter dolusu not! Onlara ilaveten tanıdıkların yolladıkları tavsiye dolu e-postaların da çıktılarını almış. Kendi kendime araştırma böyle yapılır dedim. İşin ilginci, bu bilgi deryasının içinde kadın kaybolmamış bile. Her not aldığını da hatırlıyor. Benim önümde bu kadar alternatif olsa salak olurum. Listeyi azaltmak için benim fikirlerimi sordu, onları da not aldı.

Restorana doğru giderken ben zannediyorum ki bütün menüyü Türkçe’ye çevireceğim, tek tek yemeklerin tarihçesi nedir, içinde neler vardır özetleyeceğim. Ne mümkün? Gavurdağı salatasından tutun malta erikli kebaba kadar karı koca her şeyi yalayıp yutmuşlar. İçli köfte istediklerinde kızartma mı haşlama mı olsun dedim, bir an kalakaldılar da benim de moralim yerine geldi. Oh dedim, bilmedikleri bir şey çıktı.

Janet Türkiye’ye geldiğinde sabahtan pazara gidebileceğimizi, aldığımız malzemelerle de kararlaştırdığımız menüyü benim evimde birlikte yapabileceğimizi söyledi. Ben bir ay öncesinden mutfağa girdim. Her şeyi o güne bırakmak benim için zaten düşünülemezdi. Yemekleri tek tek pişirmeye, ertesi gün babama verip anneme göndermeye, onun yorumları ışığında da değişiklikler yaparak son hallerine getirdim. Bir cümlede ne de güzel özetleniyor, ama bu kadar da kolay olmadı.

İşe önce irmik helvasından başladım. Normalde süt veya suyla hazırlanan irmik helvasını ilk defa San Francisco‘daki Slanted Door restoranında tattığım, ardından da vazgeçilmezlerimden biri olan Vietnam kahvesinin yapımında kullanılan koyulaştırılmış şekerli sütle (sweetened condensed milk) yapmayı kafama koymuştum. Üçüncü denemede helva hem annemin hem de benim içime sinince tarifin detayları kesinleşmiş oldu. Ardından malzemeleri ince ayar tartmak, püf noktaları not almak ve pişirme sürelerini gözden geçirmek için 3-4 defa daha pişirdim. Kuş gibi yemek yiyen annem birkaç kilo aldı ama olsun.

Onu takiben de sayısız maş fasulyesi piyazı ve karnıyarık denemeleri gerçekleşti. Sigara böreği ve bulgur pilavı tarifleri zaten onlarca kez denenip onaylanmış oldukları için çok fazla kafa yormadım. Tarifler ve bütün ayrıntıları kesinleştikten sonra fotoğraflar üzerinde düşünmeye başladım. Dostlar sağolsunlar, bütün gizli dolaplar açıldı, tabaklar, kaseler, sahanlar, çatallar, kaşıklar ortaya saçıldı ve aralarından yemeklere en yakışacağını düşündüklerimizi beraber seçtik. Hepsini getirip yemek masama dizdim.

Önce birkaç gün seyrettim. Ardından yemeklerin renklerine göre kaplara karar verdim ve boş halleriyle deneme çekimlerine başladım.

8 saat süren Pazar günümüze gelince… Janet geldiğinde onu hangi pazara götürmeliyim diye zaten önceden İstanbul’daki pazarları tek tek dolaşmıştım. Kastamonu Kasımpaşa Pazarı yazısını hatırlıyorsunuz, değil mi? İşte bu yazının araştırma safhalarıydı o günler. Menüdeki her şeyin en kalitelisini bulabileceğim tek bir pazar olmadığının farkına varınca annemle babam seferber oldular ve pişirme gününe denk gelecek şekilde organik patlıcan, babamın bahçesinden (artık balkon olmaktan çıktı orası) domates, biber ve otlar hazır edildi. Babam zaten piyazda kullanılacak naneyi çoktan saksıya dikip vermişti, iki haftada hem deneme yemeklerine hem de asıl günkü hazırlıklara yetecek kadar büyüdü benim balkonumda.

Hemen hemen bütün malzemeler önceden hazır edildiği için de Janet ve eşiyle pazar dolaşmak yerine Arnavutköy’deki bir manavda buluşup ufak bir alışveriş yapıp fotoğraf çektik ardından da benim evin yolunu tuttuk.

Mutfağa girdiğimde saat sabah 09:30′du. Tarifleri önceden yazıp Janet için çıktılarını almıştım. O bir yandan seyredip not aldı, eşi Doug da Janet için aşamaların fotoğraflarını çekti. Soru üzerine soru ve Doug’ın karelerine girebilmek için verdiğim uğraşlar sonucunda tam 5 saat sonra yemekler hazırdı. Fotoğraflamam da yaklaşık 1 saat sürdü desek, masaya oturduğumuzda saat 16:00′ya yaklaşıyordu. Yorgunluktan konuşamaz halde birlikte yemeği yedik ve ufak tefek birkaç hediye verdim. Janet yeşil sivri biber tohumunu görünce çok sevindi. Meğerse gelirken yaptığı alınacaklar listesinin başındaymış.

Ardından onları uğurlayıp, dağınıklığı toparlayıp kendimi yatağa attım. Ertesi sabah uyandığımda bunlar gerçek miydi rüya mıydı diye düşünmekten kendimi alamadım. Hikaye kısaca böyle. İlerleyen günlerde tariflerden daha detaylı olarak bahsedeceğim.

İşte o gün bugündür bu yazının çıkmasını, ve bunu size müjdelemenin hayallerini kurdum durdum. Hedonia blogunun sahibi Sean, haberin çıktığı gün iphone’uyla çektiği yukarıdaki fotoğrafı gönderince de gözlerime inanamadım. Janet yazının yemek ekinin baş makalesi olduğunu ve kapaktan gireceğini söylemişti ama gazetenin ana sayfasında tepede yer alacağından onun da haberi yoktu.

Bundan 10 sene önce ilk adımımı attığım ve o günden beri düşünmeden ve özlemeden bir gün bile geçirmediğim, ikinci evim dediğim, San Francisco‘ya, hem de 5 tane “Turkish Delight”la birlikte döneceğimi söyleseler, gerçekten de inanmazdım.

Bunu görebilmek benim için çok büyük bir mutluluk. Bu heyecanımı paylaşabilecek okurlar olduğunu bilmek ise çok daha büyük bir mutluluk.

Herkese sevgiler.


Article printed from Cafe Fernando – Yemek Tarifleri: http://cafefernando.com/turkce

URL to article: http://cafefernando.com/turkce/bogazda-san-francisco/

Copyright © 2009 Cafe Fernando - Yemek Blogu. All rights reserved.