- Cafe Fernando – Yemek Tarifleri - http://cafefernando.com/turkce -

A l’Etoile d’Or – Paris

Posted By Cenk On 11 Aralık 2009 @ 15:43 In Gezi ve Seyahat | 60 Comments

Paris’te bir dükkana girdim, yanağımı nereye dayayıp uyuyacağımı şaşırdım. Dükkanın adı A l’Etoile d’Or, sahibi de 70′lerinde gencecik bir kız. Gencecik diyorum çünkü bildiğiniz pilili lise eteği ve hırka kombinasyonunu tamamlayan yandan örgülü sarı saçları, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ve gözlerinden fışkıran ateşle benden bile genç duruyor.

Paris’teki ikinci günümde meşhur Moulin Rouge’un gölgesindeki Blanche metro durağının girişinde David Lebovitz‘le buluştuk. Yemek meraklıları David’in blogunu çok iyi bilir. Çikolatanın kitabını defalarca yazmış olan David uzun senelerdir Paris’te yaşıyor. Selimiye ve Bodrum‘da büyük keyifle okuduğum, Paris’e yolu düşen her yemek meraklısının baştan sonra okuması gereken, “The Sweet Life in Paris”, artık basımı durdurulmuş ve kullanılmış kopyaları altın değerinde olan “Room for Dessert”, tariflerin yanısıra dünyanın en iyi çikolatacılarının anlatıldığı “The Great Book of Chocolate” ve dondurma söz konusu olduğunda referans olarak kabul edilen “The Perfect Scoop” gibi kitapları var.

Tatlı kitaplarının yanı sıra Paris’te çikolata turları da düzenleyen David’le tanışmayı uzun süredir iple çekiyordum. Gitmeden önce e-mail attığımda nereye gitmek istediğimi sordu. Cevap günler öncesinden hazırdı: A l’Etoile d’Or. Gitmeden önce sayısız blogda fotoğraflarını incelediğim bu şeker ve çikolata dükkanını çok sevdiğim Baylan‘a benzetmiştim. David’in Paris’teki en iyi şeker dükkanı olarak tanımladığı A l’Etoile d’Or bu iddialı söylemin hakkını fazlasıyla veriyor.

Ufak bir yürüyüşün ardından Denise Acabo’nun muhteşem şekerci dükkanındaydık.

Dükkan tıka basa şeker ve çikolata dolu. Kalabalık ama kendine göre bir düzeni var.

On kiloluk çantamı bir kenara bırakıp dükkanı incelemeye koyulmuşken kasanın arkasındaki kapı açıldı ve Denise Acabo saçlarını tarayarak içeri girdi. Asistanı David’in geldiğini haber verince alelacele karşılamaya gelmiş. Meğerse David en son seneler önce uğramış dükkana.

Tanıştığımız dakikadan itibaren caramel, beurre ve sale kelimeleri dışında Fransızca bilmememe rağmen gözlerimin içine baka baka anlattıklarının çoğunu anladım. Aynı bizim gibi elleri ve kollarıyla konuştuğu için sanırım.

Elinde böldüğü çikolata parçalarını bizlere uzatırken uzun uzun kimin yaptığını (bir yandan da David simültane olarak çevirisini yapıyor), hangi aşamalardan geçtiğini, ve hatta içindeki ezmenin yapımında kullanılan şeftalilerinin nerede yetiştirildiğini bile anlatıyor.

Dükkanda satılan her ürün Denise Acabo’nun rafine zevkini yansıtıyor.

Denise’i biraz seyrettikten sonra işini ne kadar ciddiye aldığını anlıyorsunuz. İşaret ettiğiniz her şey hakkında aktaracağı bir bilgi, paylaşacağı bir anısı var.

Normal şartlar altında dört kulak dinlerim, ayrıntı da severim ama hiçbir şey duymuyorum çünkü kapıdan girer girmez sağ köşede duran karamelleri görmüşüm bir kere. Sen sonra bana ne anlatırsan anlat. Duymam, dinleyemem… Denise konuşmasına ara verir vermez ben sıvışıp karamellerin olduğu tezgaha geliyorum (en üstteki fotoğraf).

Karameller ışıl ışıl. Sarıya çalanları passion fruit (çarkıfelek) ve mangolu. Jacques Genin’in malları. Dükkandan çıkar çıkmaz açıp bir tanesini ağzıma atacağım ve ardından da bu hayatımda yediğim en güzel şey diyeceğim, ama henüz haberim yok bundan.

Alışmışız ellemeye dokunmaya… Denise esir almış konuşurken bile David dükkanın öbür ucundan dokunduğunu almak zorundasın diye espri yapıyor. Her dokunduğunu deviren kıran Amerikalı turistlerden alışmış olacak, ufak bir tedirginlik var üzerinde… Sen misin beni haşlayan, hemen Denise’in Japon asistanına el ettim. Dedim, kızım koy torbaya bu dükkanda dokunduğum dokunmadığım, üzerinde karamel yazan her şeyi.

Demedim tabii. Çünkü her karamel ufak bir servet değerinde.

Karamellerin çaprazında koca bir masanın üzerindeyse çikolatalar ışıldıyor.

Bernachon ismini görünce David’in blogundan hatırlıyorum. Bunlar Lyon’daki çikolatacı Bernachon‘da üretilen çikolatalar. Kakao çekirdeklerinin alınıp kavrulmasından tablet haline getirilmesine kadar her işlem şirket dahilinde gerçekleştiriliyor.

David, Denise Acabo’nun çikolataları üreten Mösyö Bernachon’un karşısında dizleri üzerine çöküp dükkanında çikolatalarını satabilmek için yalvardığını anlatıyor. David kahveli olanı gösterip bak bunun içi toz haline gelene kadar dövülmüş kahve dolu deyip beni seçim yapmaktan kurtarıyor. Yanına bir tane de üzerine kavrulmuş kakao parçacıkları serpilmiş olan Pepitos’tan seçiyorum.

Ve evet, her ikisi de bugüne kadar yediğim en güzel çikolatalardan.

Neyse, karamel diyordum… Tekrarlıyorum, mango ve passion fruitlu olanı hayatımda yediğim en lezzetli şeydi. Zencefillisi, vanilyalısı, fıstıklısı derken Japon kızın tuttuğu tepsinin üzerine sıra sıra dizmeye başlıyorum.

Tam bergamot şekerine uzanmışken David karamellerin yukarı yamacındaki bir kavanozu işaret ediyor. Bu sefer Henri Le Roux’dan bir lezzet: Le Caramelier.

Badem, ceviz içi ve fındık dolu akışkan bir karamel. Bütün bunlar fleur de sel ile birleşince ortaya muazzam bir tat çıkmış. Kıvamı dolayısıyla karamel şekerlerine değişmem ama çikolatalı bir pastanın katmanları arasında hayal edince de suratıma bir gülümseme yerleşmiyor değil.

Ufak bir servet harcadıktan sonra, dükkanın hemen yakınlarında öğle yemeği yemek için bir yer ararken Paris’teki en eski çikolatacı dükkanlarından biri olan Fouquet’e uğruyoruz. Kafamı çeviriyorum orada da karamel. Bu sefer kahveli olanlardan alıp ceketimin bir cebine dolduruyorum.

Bu arada unutmadan söyleyeyim, eğer ileride uğrarsanız, A l’Etoile d’Or’da satın aldıklarınızdan bazılarını mutlaka hediye paketi yaptırın. Çizgi roman sayfalarından yapılan paketler tam da dükkanda satılan ürünlerin ruhuna uygun.

Çikolata şeker gezmesi bittikten sonra listemdeki bir dondurmacıya doğru yürümeye başlıyoruz. Önüne geldiğimizde ise kapalı. Etraftaki restoranları şöyle bir süzdükten sonra aklımıza yatan bir tanesine giriyoruz, siparişi veriyoruz ve o sırada David çantasından ufak bir tahta kutu çıkartıp masanın ortasına koyuyor.

Kutunun içi elle toplanmış Fleur de Sel de Guarande dolu. Hani Korova kurabiyelerinde kullanılan grimtrak tuzdan. David Fransız restoranlarında verilen tuzları beğenmediği için ufak tahta kutusunda yanında taşıyormuş.

Bir gün önce sırt çantama bu tuzdan alıp koyarken gören ve buradan oraya tuz mu taşınır diye dalga geçen arkadaşlarıma çok güzel bir cevaptı.

A l’Étoile d’Or, Denise Acabo
Adres: 30, rue Pierre Fontaine 75009 Paris
Metro: Blanche
Telefon: (33 + 1) 48-74-59-55


Article printed from Cafe Fernando – Yemek Tarifleri: http://cafefernando.com/turkce

URL to article: http://cafefernando.com/turkce/a-letoile-dor/

Copyright © 2009 Cafe Fernando - Yemek Blogu. All rights reserved.